12 Ağustos 2012 Pazar

Arkadaşımın VAHO'ya girişi ve yaşadıkları 22

Uzun bir hikaye olacak, söylenecek çok şey var. İlk bölüm karakteri tanımaya yöneliktir. Karakterimizin ileride vereceği kararları mantıklı bulmanız açısından karakterin gerekli özellikleri verilmiştir.
Bahsi geçen VAHO, hayali(!) bir Amerikan istihbarat teşkilatıdır.
[Bölüm 1] VAHO Hayalleri ve Beklenmedik Bir Şans

Aralık 2003 yılında lise 3′e devam ediyordu. O sene sınav senesi olmasına rağmen vaktinin çocuğunu bilgisayar başında geçiriyordu. Yaklaşık 10 kadar yabancı dizi takip ediyor, kendi blogunda makaleler yazıyordu. İzlediği yabancı dizilerden olacak ki Amerika özentisi birisi olmuş çıkmıştı. Ama bildiğimiz özentiler gibi değildi o. Güçlü bir karakteri vardı arkadaşımın ve aynı zamanda çok zekiydi. Amerika özentiliği yalnız yaşama isteğinden dolayı kaynaklanmaktaydı. Sadece yaşanılacak yer bakımından özeniyordu Amerika’ya.

Ailesine canını hiç düşünmeden verecek kadar bağlıydı ama çevresine bunu belli etmezdi. Yalnızlığı seviyordu, hayallerinde Amerika’da kimsenin tanımadığı biri olarak yaşamak ve iyi insanlara yardım etmek vardı. Kötülere karşı savaşmak en büyük arzusuydu.

Her ne kadar fikirleri aşırı dinci olsa da, fikirleri ile hareketleri fazla uyuşmuyordu. Ama haksızlığa gelemeyen bir yapısı vardı ve izlediği yabancı dizilerin de etkisi ile yalnız çalışan bir VAHO ajanı olup etrafındaki insanları korumak istiyordu.

Hayalperest birisiydi ama hayallere takılıp kalmayacak kadar zekiydi. Gerçekleri gayet iyi görüyordu. Ama hayal kurmak hoşuna gidiyor, ruhunu rahatlatıyordu. VAHO ajanı olma hayalinin gerçekleşeceğine ihtimal vermese de, VAHO hakkında bolca araştırma yapıyor, blogunda VAHO hakkında ingilizce makaleler yazıyordu. Kendini VAHO masa başı çalışanı gibi görmeye başlamıştı. Amerika’da yaşanan olayları takip ediyor, olayları bir şekilde VAHO ile ilişkilendiriyordu. Bunları blogunda yayınlayan arkadaşımın bloguna ileriki zamanlarda oldukça fazla kişi girecekti.

Asosyal sayılabilecek olan arkadaşım o gün arkadaşları tarafından yılbaşı kutlamalarına davet edildi. Kabul etti ve akşam 8 gibi buluştular. İçkili bir kafede gireceklerdi yeni yıla 10 arkadaş. Ama o gece içki içmedi. Tüm ısrarlara rağmen içmedi, çünkü tövbeliydi içkiye. Saatler 1:30′u gösterdiğinde mekandan çıktılar. Bağırışma sesleri duydular ve o tarafa koştular. 8′erli 2 serseri grubu birbirine girmiş kavga ediyorlardı. Arkadaşımın kahramanlık damarı tuttu ve serserilerin arasına daldı. Ayırmaya çalışırken onu şoke eden bir olay oldu. Üstü başı kan olmuştu, serserinin teki ekmek bıçağı ile diğer serseriyi bıçaklamıştı ve bıçaklanan kişi arkadaşımın kollarında can çekişiyordu. 2 grupta uzaklaştı, arkadaşım polis yok mu diye bağırıyordu. İfadesi alındıktan sonra evinin yolunu tutan arkadaşımın aklında hep şu sorular vardı. “Bir insan bunu neden yapar, 17 yaşında çocuk bıçaklamayı nereden öğrenmişti, bir hayatı söndürmek bu kadar kolay mıydı, dünya ne kadar kötü bir yer olmuştu, neden bu kadar güçsüzdü, bıçağı görmesine rağmen niye o çocuğu durduramamıştı?” Evine girdi ve yatağına yattı. O gece bir karar verdi; “iyiler güçlü olmalı.”

İnternette araştırmalara başladı ve vücut geliştirme yapmaya karar verdi. 2 metre boyunda, 75 kilo olan arkadaşım 2004 Ocak ayında spor salonuna yazıldı. Ev, okul, spor salonu, dersane arasında sınav gününe kadar devam etti. Bu sırada VAHO hakkındaki araştırmalarını genişletmiş ve makale yazma konusunda ustalaşmıştı. Bloguna Amerika ağırlıklı ciddi bir ziyaretçi girişi vardı.

Amerika’da üniversite okuma hayali kuran arkadaşımın sınavdan sonra bu hayalleri suya düştü. Hiç çalışmamasına rağmen ortalama düzeyde bir puan getiren arkadaşım, bulunduğu şehirdeki bir üniversitenin 4 yıllık bir bölümünü kazanmıştı. Hayatın gerçeklerini daha da iyi anlamış, hayallerinde artık “en azından tatil amaçlı Amerika’ya gideyim.” vardı.

2004 Eylül ayına geldiğinde arkadaşım hatrı sayılır derecede vücut yapmıştı. Blogundaki yayınladığı makalelerin gösterim sayısı on binlere çıkmıştı. Artık üniversiteye başlamış, bitireyim de askerlik kısalsın bari diyerekten okuyordu. Daha ilk günlerde gözüne bir kız takıldı üniversitede. 1.85 boylarında, güzel ve efendi gözüken bir kızdı. Arkadaşım aşık olmuştu…

Arkadaşım utangaç birisiydi. Boyu ve vücudu yüzünden üniversitedeki kızların odağına yerleşmişti ama kızlar ona baktığında bile arkadaşım utanıyordu. Yalnız yaşama hayallerinden dolayı bir kızı hayatına sokmamıştı hiç o güne kadar. O VAHO ajanı olacaktı, olmasa bile Amerika’da yalnız bir hayat sürecekti, iyilere yardım edecekti. Ama o fikirleri suya düştüğüne göre aşık olduğu kız ile bir hayat düşünebilirdi ve düşündü. O kızı istiyordu artık. Onun bulunduğu ortamlara gitmeye başladı, ortak arkadaşları araştırmaya başladı. Günleri üniversite, ev, spor salonu ve o kız arasında geçiyordu.

Derken, arkadaşımın kapasitesini ve onun yurtdışı hayallerini fark eden hocası ona Erasmus’dan bahsetti. Dış ilişkiler koordinatörlüğü bölüm başkanı olan hocası ona dil sınavına hazırlanmasını söyledi. 2. sınıfın başında 2 dönemliğine yurtdışına gönderebiliriz seni dedi. Ve arkadaşımın fikirleri tekrar canlandı. Hayallerinin ülkesini görecekti, orada belki de yalnız başına 1 yıl kalacaktı. Hedef Erasmus’tu.

2004 Aralık ayı, üniversite arkadaşları tarafından yılbaşı partisine davet edildi. Bir arkadaşının evinde olacak olan partiye aşık olduğu kız da gelecekti. Kabul etti ama o kız da gelecek diye değil, bir olay çıkarsa müdahale ederim amacıyla gidecekti o partiye. O kız ile olan planlarını askıya almıştı, seviyordu ama VAHO fikirleri tekrar canlanmıştı. O birisine bağlanmamalıydı, yalnız kalabilmeliydi. Hem onun hayatındaki biri de tehlikeye girebilirdi. Artık güçlü birisiydi. 1 senedir yaptığı spor meyvelerini vermişti. Evde gölge boksu da yapıyordu, teknik öğrenmeye çalışıyordu aynı zamanda. İçki olan ortamın kaçınılmaz olayı gerçekleşti. Birisi içkinin verdiği yetki ile sevdiği kıza sarkıntılık ediyordu. Bu taciz boyutuna ulaşmış, kız çaresiz durumdaydı. Ortamda tek içki içmeyen sevdiği kız ve arkadaşımdı. Bunu fark eden arkadaşım tacizcinin kolundan tuttu ve kahramanlık edasıyla kızı rahatsız etme dedi. Zengin piçi olduğu anlaşılan çocuk kahkahalar atmaya başladı. Arkadaşımı aşağıladı, şu ahlak fakirine bak dedi. Arkadaşım bir şey demedi, sevdiği kızı alıp evden çıkacakken önünü 3 kişi kesti, zengin piçi ve arkadaşları… Alkolden dolayı sınırlarını zorluyorlardı. Arkadaşım boyunun ve yaptığı sporun verdiği avantajı gayet başarılı bir şekilde kullanarak 3 kişiyi de dövdü. Hatta geçen seneki olaylar da aklına geldi ve o kadar sinirlendiki neredeyse zengin piçini öldürecekti. İlk sabıkasını da o gece aldı. Artık serseri oydu. Ama iyi bir serseri….

Yapabileceklerinin farkına varmıştı o gece. Ama artık üniversitede fazla sevilmiyordu. Tüm zengin piçlerinin katıldığı partiyi bozmuştu. Ne olacaktı tacizciye ses çıkarmasa o da güzelce kızı taciz etse. Niye bozmuştu ki ortamı?(!) Ama sevdiği kızın kahramanıydı artık, arkadaşım ondan uzak durmaya çalışsa da… Okulun büyükleri arkadaşımın başına bela olmuş, okulda herkes ona omuz atar olmuştu. Ses çıkarmıyor sabır diliyordu Allah’tan. Derken bir okul çıkışı önünü 6-7 kişi kesti. Arkadaşımı bir köşeye çekip tehdit ettiler, biraz da patakladılar. Arkadaşım o gün sinirinden ağladı. Çaresizliğine ağladı. Daha da hırslandı. Salonda bench press’te her zamandakinden 30 kilo fazla kaldırdı. İntikam almalıydı, İNTİKAM!…

İzlediği yabancı dizilerden esinlendi. Başına bela olan adamın başına daha büyük bir bela verecekti. Önce arabalarını yaktı. Sonra evlerine gizlice girip her yeri dağıttı, göz dağı verdi. Fazla ipucu bırakmasa da arkasında herkes onun yaptığını biliyordu. Mahkemeye verildi, hapse girmedi. Sabıkası artıyordu git gide. Potansiyel tehlikeydi artık. Ama sadece kötülere…

2005 Haziran ayına gelinmiş, Eramus fikirlerine az kalmıştı. Sevdiği kızla yakınlaşmamış, arkadaş kalmıştı. Başındaki tehlikeleri atmış, kimse ona yan gözle bakamaz pozisyona gelmişti. Bu sırada 92 kiloya çıkmış, çok sağlam bir vücuda sahip olmuştu. Blogunda yazdığı yazılar, Amerikalılar tarafından 100′lerce kez yorumlanıyor, bir çok e-mail alıyordu. Bu maillerden biri @vaho.gov uzantılı bir adresten gelmişti. Mail’de onu California’daki VAHO merkezinde konuk etmek istedikleri yazıyordu. Fake olarak düşündü ve itibar etmedi, cevap da yazmadı. Ama kafasından da atamadı bu maili.

Erasmus araştırmaları sırasında beyninden vurulmuşa döndü. Bölümünün Amerika ile bir anlaşması yoktu. Sadece İspanya vardı. İspanya onun hayallerini karşılamıyordu. Çok üzüldü, hayalleri bir kez daha yıkıldı. 2005 Eylül’de 2. sınıfa başladı. Kasım’da dil sınavı vardı. Hocasına sınava bu sebeplerden dolayı girmeyeceğini belirtti hocası da çok üzüldü.

Sınava 1 hafta kala hocası koşarak yanına geldi. Amerika ile 1 kişilik öğrenci değişimi için anlaştıklarını söyledi. California’daki Berkeley üniversitesiydi bu üniversite. Ama bu 1 kişi olmak onun için imkansız gibi bir şeydi. İngilizcesi o kadar iyi değildi. Erasmus için ondan çok daha fazla çalışanlar vardı. Yine de bir umutla sınava girdi. 1 Hafta sonra sonuçlar açıklandığında herkesin dikkatini çeken bir gelişme oldu. 100 sorunun 100′ünü de doğru cevaplayan arkadaşım California’ya gitmeye hak kazanmıştı. Enteresan olan diğer bir olay ise sonuçlarda ona en yakın olan puan yalnızca 60′tı.

VAHO ile bir bağlantısı olduğunu biliyordu bu işin. O kadar araştırma yapmıştı, bunu görecek hayal gücüne ve bilgiye fazlasıyla sahipti. Eşyalar hazırlandı aile ile vedalaşıldı, arkadaşım tek başına California’ya gidiyordu, VAHO merkezinin olduğu şehre.

2

[Bölüm 2] VAHO Yolunda İlk Adımlar

Yaklaşık 10 saatlik uçuştan sonra, Oakland Havaalanı’na inmişti arkadaşım. Yapacaklarını araştırmıştı, üniversite’nin dış ilişkiler bölümüne gitmesi gerekiyordu. Ama nasıl gidecekti? Hiçbir şey bilmiyordu, ortada kalmıştı. Havaalanından bir plan yapmadan çıkmak istemiyordu. En iyisi bir taksiye atlayıp, şehir merkezine gideyim oradan Berkeley otobüsüne binerim diye düşündü. Taksiler nerde diye bakarken bir araba korna çaldı arkadaşıma. Yanlarına gitti içeride yaşlı bir amca ve yaşlı bir teyze oturuyordu. Nereye gideceğini sordular. Berkeley üniversitesi diyen arkadaşım, anlamsız bir hoşgörü ile karşılandı. Biz de o tarafa gidiyoruz, istersen seni bırakabiliriz dediler. Arkadaşım da çaresizce kabul etti. Onların da VAHO’den olduklarını düşündü ama hiç öyle görünmüyorlardı. Anlattıklarına göre 2′si Oakland’ta oturan kızlarının yanına uğramış, Berkeley’e dönüyorlardı. Havaalanı taraflarında ne işleri vardı, neden onu arabaya almışlardı hala anlam veremiyordu.

Berkeley’e geldiler ve arkadaşımı üniversite’ye nasıl gidebileceğini tarif ettiler. Arkadaşım üniversiteye kaydını yaptırdı, hocası ile tanıştı ve üniversite tarafından ayarlanan evine gitti. Burada arkadaşımın 2 şey dikkatini çekti. Araştırdığı kadarıyla çoğu kişiye yurt ayarlanıyordu, o niye tek başına evde kalacaktı? Üniversiteye girdiğinde içeride takım elbiseli 2 kişi gördü. Kimdi bunlar? Yoksa arkadaşım sadece komplo mu üretiyordu? O da o zamanlar o şekilde düşündü.

Evine geldiğinde ev sahibi içeride bekliyordu. Kapıyı açtı ve belgelerini göstermesini istedi. Belgelerini gösterdi ve anahtarı teslim etti arkadaşıma. Kira konusu hiç açılmadı, bu da bir soru işaretiydi. Ev müstakil bir evdi, tek katlıydı. İçeri dayalı döşeli ve sanki hiç kullanılmamış gibiydi ev. Bilgisayar, televizyon, tabak, çanak her şey vardı. Üniversiteme bak be dedi, her şeyimi de ayarlamış dedi o an. Bilgisayarı açtı ve gördüklerine şaştı kaldı. Bilgisayardan iyi anlayan arkadaşım dönemin en iyi bilgisayarlarından biri ile karşı karşıyaydı. Ekran kartı, işlemci hepsi en son teknoloji ürünü. Rüya mı görüyordu? Birkaç kez tokatladı bile kendini. Diğer odaları da dolaşırken aşağıya inen bir merdiven gördü. Merdivenden aşağı indi ancak oradaki kapıyı açamadı. Yukarı çıktı duş aldı, elbiselerini değiştirdi. Artık dışarı çıkma vaktiydi.

Fazla bir şey bilmiyor kaybolmaktan korkuyordu. Her döndüğü köşeyi kağıda not ediyordu kaybolmamak için. Aklında VAHO fikirleri vardı hep. Sağına soluna, arkasına bakıyordu acaba takip ediyorlar mı diye. Paranoyak olmuştu artık. Bu yaşadıkları imkansızdı. Eve döndü, bilgisayarı açtı. Saat farkını da hesaplayarak Gece 2 gibi bilgisayarı açtı, ailesi ile görüntülü konuşma yaptı. Bloguna bakmayı ihmal etmedi. Blogunda Amerika’dayım konulu bir yazı yayınladı ve gelen yorumlar onu sevindirdi. Takipçilerinden bazıları onunla görüşmek istiyordu. Kabul etti ve ertesi gün evinin yakınlarındaki bir cafede buluştular. 2 kız 1 erkek ve bir de arkadaşım. Arkadaşım ingilizce konuşmada biraz zayıftı ama yine de anlaşabiliyordu. Onları görünce paranoyaklığını unutmuştu biraz ama tüm mutluluğu dışarıda gördüğü 2 takım elbiseli adam ile bozuldu. Arkadaşlarıyla tekrar görüşmek üzere sözleşerek mekandan ayrıldı, evinin yolunu tuttu. Bu işte bir iş vardı ama ne? Uyudu gün ışığı ile gözlerini açana dek…

Sabah kalktı ve üniversiteye gitti. Hocası ile görüştü, derslerini öğrendi. Ama hocası ona dedi ki “bu 3 dersi de benden alacaksın.” Arkadaşım için çok iyi olmuştu bu. Gayet kolaylaşmıştı işi, hocası da çok iyi birine benziyordu. 1-2 hafta boyunca hocasının sınıfına girdi, derslere katıldı. Sonra hocası onunla özel ilgilenmeye başladı. Arkadaşım o an şöyle düşündü; “Sanırım ingilizcem zayıf olduğu için hocam benim anlamadığımı düşünüyor, o yüzden özel anlatacak dersleri.” Ama öyle değildi. Bir gün ders anlatırken hocası arkadaşıma blogundan bahsetti. Senin blogunu ben de takip ediyorum güzel yazıyorsun dedi. Ve sonunda arkadaşımın beklediği oldu. Konu VAHO’den açıldı. Hocasına ona bu kadar şeyi nerden biliyorsun dedi. Arkadaşım da araştırma yaptığını söyledi. Hocam blogumu nerden biliyor, neden bu kadar ilgili bana karşı düşüncüleri ile evine gitti.

Spordan da uzak kalmıştı bu sürede. Evinin yakınında bir spor salonuna gitti. Ortam inanılmaz güzeldi, çok moderndi. Ve oraya yazıldı. Artık her akşam oraya gidecekti.

Bir akşam spor salonuna gittiği sırada hocasını gördü. Onu hiç kıyafetsiz görmemişti. Kalıplı bir adam olduğu belliydi ama kilolu diye düşünmüştü arkadaşım. Ama gördükleri kilodan çok daha fazlasıydı. Hocasının yanına gitti, hocası şaşırdı. Biraz konuştuktan sonra hocasının tüm hayatının spor ile geçtiğini öğrendi. Çok hoşuna gitti bu arkadaşımın. Böyle bir hoca olamazdı, imkansızdı. Nasıl insanlar var bu ülkede yaaa diye düşündü. Hayretler içerisindeydi, asla Türkiye’ye dönmeyecek gibi yaşıyordu orada. Her şey çok güzeldi.

Hocası ile yine bir gün ders çalışırken, hocası ona bir soru sordu. “Sen VAHO ajanı mı olmak istiyorsun?” Arkadaşım bu durum karşısında çok şaşırdı. Ama bu konu hakkında konuşmak çok hoşuna gidiyordu. Ona kendi hayallerinden bahsetti, yaptıklarından, olmak istediklerinden bahsetti. Blogunu yazma amacından bahsetti. Hocasını etkilediğini zannediyordu, seviniyordu. Gerçekleri göremiyordu artık. Rüyanın parıltısı gözlerini kamaştırmıştı. Hocası artık arkadaşımın kıvama geldiğini anladı ve ona dedi; “Yarın hazır ol, siyah bir jip sabah erken vakitlerde seni evinden alacak…”

3

[Bölüm 3] VAHO Gerçeği

Terlerin damladığını hissedebiliyordu arkadaşım. Hani derler ya adam öldürmenin ne olduğunu bilemezsin. Ama öldürmeyen biri için sanki kolay bir şeymiş gibi gelir ama aslında öyle değildir. Arkadaşım da o duyguları yaşıyordu. VAHO ajanı olmak istiyordu yıllar boyu ama karşısına çıkan bu şans karşısında dona kalmıştı. Hocasının ağzından dökülen kelimeler onda slown motion etkisi yapmıştı. Terler kafasından su dökülmüşcesine akıyordu vücudundan. Hocasının ağzından çıkan kelimeleri duyamıyodu artık. Sadece bir yankı sesi duyuyordu. Sağır olacak gibiydi. Ayağa zor da olsa kalktı, sendeleyerek kapıya yöneldi. Kapıdan çıkacakken hocası arkasından bağırdı; “unutma yarın erken saatlerde.”

Kendini üniversitenin dışına attı. Onu görenler korkuyordu. Kıpkırmızı kalmıştı, deli gibi terliyordu. Hiçbir şey düşünecek halde değildi. Hemen bir yere oturdu, derin derin nefes aldı. Korkuyordu. Çok korkuyordu. Bu gerçeği kaldıracak güçte değildi, hiç değildi. Olamazdı böyle bir şey. VAHO hakkındaki araştırmalarında çok kötü şeyler görmüştü. Çok fazla ölüm görmüştü. VAHO şartlarını okumuştu. Yalnızlık istiyordu ama öyle bir yalnız değildi. Hayat dizilerden ibaret değilmiş bunu anladı. Çok acı bir şekilde anladı. Ailesi aklına geldi hüngür hüngür ağladı. Bir kız gibi ağladı. Millet bana ne diyecek diye düşünmedi, düşünemedi delirmişcesine ağladı. Kafasını kaldırdığında ileride gördüğü adamlar yine o adamlardı; 2 takım elbiseli adam. En başından beri takip ediyorlardı onu. Belki de evi de onlar ayarlamışlardı, okuldaki notlarımı da onlar yükseltmişti, 1 kişilik öğrenci değişimini de onlar sağlamıştı diye düşündü. Yoksa dedi, yoksa o VAHO’den gelen mail gerçek miydi?

Hemen oturduğu yerden kalktı. Nereye gideceğini bilmiyordu. Hiçbir şey için hazır değildi. Neler olacağını aklının ucundan bile geçiremiyordu. O daha 20 yaşındaydı. Daha çocuğum diye nitelendiriyordu kendini. Hayalperest bir kişiydi sadece o. O her şeydi ama VAHO ajanı değildi, olamazdı.

Evine gitti. İnternetten okuluna ulaşmaya çalıştı ama internet kesikti. Telefon etmeye çalıştı ama telefon da çalışmıyordu. Tek bildiği şey onların arkadaşıma zarar vermeyeceğiydi. Onun endişesi ailesinden uzakta kalmaktı. Onun endişesi ölümdü. Hergün ölüm tehlikesi olan bir işte çalışamazdı. Ailesini tehlikeye atamazdı. Her şeyden önce o Müslüman’dı. Yaptığı araştırmalarda suikastleri gördü. Bir gün ondan da öyle bir şey istenildiğinde böyle bir şeyi yapamazdı. Ve o bir Türk’tü. Amerika istihbaratında çalışmak da neydi? Çaresizce yarını beklemeye karar verdi.

Gün boyu düşündü. Nasıl olacaktı, ne olacaktı? Blogu açtığı güne lanet etti. Ailesini merak etti, oturdu ağladı. Soğuk sulara girdi ve pencereden dışarı gözetledi. En ufak çıtırtıda ödü koptu. Derken kapı çaldı. Gelenler onun blogunun takipçileri…

O kadar garip bir ruh halindeydiki o an, onlara adresini verdiğini hatırlamıyordu. Ama vermiş de olabilirdi halen bilinmiyor. Kimseye bahsetmeme kararı aldığı bu olaydan onlara da bahsetmedi. Onları hiçbir şey olmamış gibi ağırladı. Saat gece yarısı olmuştu. Arkadaşları gittiler. Giderken erkek olan bir söz söyledi ve bu onun aklına takıldı o gün boyunca; “hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir.” Bu sözün ne anlama geldiğini sonralardan anlayacak arkadaşım.

Gece boyu ne yapacağını düşündü. Uyuyamadı. Arkadaşının söylediği sözü düşündü. Ne demek istiyordu? Bu VAHO işi çok basit olmuştu, acaba bir terslik mi vardı? Acaba onlarda mı VAHO’dendi? Arkadaşımın kendine sorduğu asıl soru “ben kimdim?”

Sabaha kadar dua etti pencerenin önünde. Gün doğmaya yaklaştıkça kalp atışları hızlanıyordu. Gök kızılken siyah jip evin önüne geldi. Jipin ön yolcu koltuğundaki takım elbiseli arkadaşımın kapısına yaklaştı ve zile bastı. Zil acı acı çaldı. Kapıya yöneldi ve kapıyı açtı. Ayakları boşalmıştı adeta, adım atamıyordu. Takım elbiselinin belindeki silahı fark etti, neredeyse yine ağlayacaktı. Psikolojisi alt üst olmuştu. O böyle bir şey istemiyordu bunu anladı. Çok acı anladı.

Takım elbiseli adam “daha önceden söylenildiği üzere bizimle geleceksiniz” dedi. Adam arkasını döndü ve yürümeye başladı arkadaşım da onu takip etti. Jipin camları siyah filmliydi, hiçbir şey gözükmüyordu. Jipe yaklaşan takım elbiseli genç adam arka kapıyı açtı ve üniversitedeki hoca gözüktü. Onun yanına oturacaktı belli ki. Yavaş adımlarla arabaya ilerledi. Kapıdan eğilerek içeri girdi. Ağzını açamıyordu üzerinde karabasan var gibiydi. Takım elbiseli de arabaya indi ve yolculuk başladı.

O an arkadaşım nereye gittiğini bilmiyordu ama Sacremento’ya gidiyorlardı. Yolculuk boyunca kimse konuşmadı, hocası dışında. Hocası onun çok korktuğunu gördü ki arkadaşımın elinin üstüne elini koyarak “korkacak bir şey yok” dedi. Bu arkadaşımı pek de rahatlatmadı, hocasından nefret ediyordu artık. O yalancıydı onun için.

Birkaç saatlik yolculuk sonunda bir binanın önünde durdu jip. Daha doğrusu bir gökdelenin önünde. Çok büyük bir binaydı tabelada bir şey yazıyordu ancak okumayı başaramadı o anki korku ile. Arabadan takım elbiseli iki adam indi ve arkadaşımın kapısını açtılar. Hocası ve arkadaşım indiler, binadan içeri girmek için adımladılar yolu. Sonradan öğrenileceği üzere orası VAHO California merkeziydi.

4

[Bölüm 4] VAHO ile Yüzleşme

Binanın içindeydi artık. Girişte üstü aranacakken hocası görevlilere bir işaret yaptı ve arkadaşımın üstü aranmadı. Belli ki hocası yetkili biriydi orada. Korkusu gitmişti. Çünkü Türkiye’de gördüğü devlet binaları gibiydi. Sadece daha lükstü. Bir yandan da otele benziyordu. Kapının 20 metre kadar önünde resepsiyon gibi bir yer vardı. İçerisi çok büyüktü. 8 adet asansör saymıştı arkadaşım o gün. İnsanlar dolaşıyor, şakalaşıyor sıradan bir iş merkezi gibiydi.

Hocası arkadaşıma gelmesini söyledi. 4 kişi asansöre bindiler ve 22. kata çıktılar. Hocası ona bazı yerleri göstermek istediğini söyledi. Arkadaşım sesini çıkaramıyordu zaten. Uzun ve geni bir koridordan geçtikten sonra büyük bir kapıdan içeri girdiler. İçerisi büyük bir sinemayı andırıyordu, orası bir konferans salonuydu. Ekranda projeksiyondan yansıtılma görüntü vardı. İlginç olan şey ise içerisi boştu, kimse yoktu onlar haricinde.

Hocası oturmasını söyledi ve arka koltuklardan 2′sine oturdular. Takım elbiseli 2 adam ayakta kaldı. Ve projeksiyondan yansıtılan görüntü başladı. Bu VAHO’i anlatan bir belgeseldi. Ne yaptıklarını, görevlerinin ne olduğunu, hangi olaya nasıl müdahale ettiklerini, çalışanlarının kaça ayrıldığını, nasıl yeni alımların yapıldığını genel anlamıyla anlatıyordu.

Arkadaşımın kafasındaki soru işaretleri azalmaya başlamıştı. Artık hocasının kim olduğunu tahmin edebiliyordu. O bir eğitmendi anladığı kadarıyla. Eğitmenler VAHO’e yeni girmiş kişileri eğitirdi. Aynı zamanda eğitecekleri kişileri daha doğrusu VAHO katılmasını istedikleri kişileri kendileri seçebilirlerdi. Arkadaşımı da o seçmişti süphesiz ki. Ama neden?

Yaklaşık 40 dakika süren belgeseli izledikten sonra, kalktılar ve asansöre doğru yol aldılar. Asansör ile 30. kata çıktılar. Buranın içi daha değişikti. Bir çok oda vardı ve koridor vardı. Biraz gittikten sonra bir kapıdan içeri girdiler. İçeride 2 takım elbiseli bayan, 1 yaşlı takım elbiseli adam vardı, büyük bir masanın etrafında oturuyorlardı. Hoca ile arkadaşım içeri girdiler ve yanlarına gidip oturdular. Arkadaşım üvey evlat gibiydi, hala yaşadıklarına anlam veremiyordu ama tüm gözler onun üstündeydi. Arkadaşıma belgesel hakkındaki görüşlerini sordular. Arkadaşım da cevapladı, sonrasında konuşmalar şu şekilde ilerledi;

yaşlı takım elbiseli adam: Amerika’yı nasıl buldunuz?

arkadaşım: Güzel. (Anlamamış bir şekilde, ne diyor lan bu edasıyla.)

ytea: Peki, madem öyle istiyorsun meselemize gelelim biz de.

arkadaşım: (Kafa sallar)

ytea: Blogundan haberdarız. Yazdıklarını inceledik. Olayları bizimle bağdaştırma şeklin çok garipti ama bazıları bir o kadar da doğruydu. 1.5 yıl kadar süredir hocan (hocanın ismini söyledi) seni izliyordu. Sabıka kayıtlarından, tüm hareketlerinden haberimiz var. Sana bir teklif sunmak için buradayız. Ama şüphesiz bu teklif çok garip bir teklif olacak. Çünkü teklifi biz yapacağız ama senin bazı şeylerden geçmen lazım. Şu an ben bu kadarından bahsediyorum. Hocan sana bazı şeyleri anlatacak. Eğer sen bir karara varırsan tekrar görüşeceğiz. (dedi ve kalktı gitti.)

Odada 2 takım elbiseli kadın, hoca ve arkadaşım kaldı. Arkadaşım kızların güzelliğinden kendini alamıyordu. Derken hocası söze girdi.

Hoca: Olanları anladığını sanıyorum.

arkadaş: şey…

Hoca: Bu hayatının yönünü değiştirecek bir karar. senin bunu istediğini düşünmesem seni seçmezdim.

arkadaş: anlamıyorum.

Hoca: Anlarsın… Şimdi seni evine bırakacaklar. Düşünmen için zaman veriyorum. Bu sürede kimseye bir şey söyleme. Kimseyi de meraklandırma. 3 gün sonra evinden aldıracağım tekrar.

arkadaş: peki. (korkmuş bir ifade.)

Arkadaşımı evinin önüne bırakırlar. Kapıdan içeri girer. Dayak yemiş bir halde gibidir. Beyni çatlayacak gibi oldu ve uyumak istiyordu. Uyudu ve uyandı. Uyandığında gördüğüne inanamadı. Saatlerce uyumuş gibi gelmesine rağmen sadece 20 dakika uyumuştu. Bu olaylar hayatını alt üst etmişti. Ailesini aradı ve onların iyi olduğunu öğrendi içi rahatladı, anne sesi duymak ona iyi geldi. Artık ne yapacağını düşünme sırasıydı. 3 gün vakti vardı ve bu 3 gün boyunca düşünecekti, araştıracaktı ve bir karara varacaktı. Ailesi mi, hayalleri mi?

5

[Bölüm 5] VAHO’ya Dair

VAHO ona ileriki zamanlarda neler olacağı hakkında hiçbir şey söylememişti. Arkadaşım ileride ne olacağını, izlediği dizilere göre yorumlayabiliyordu ancak. Ailesinden ayrı mı kalacaktı, Türk vatandaşlığından ayrılmak mı zorunda kalacaktı ne olacaktı hiç bilmiyordu. Bu düşünceler eşliğinde tekrar yattı ve ertesi gün öğle saatlerine doğru uyandı. 2 gün sonra tekrar onların yanına gidecekti. Kahvaltı yaptı ve dışarı çıktı. Biraz hava aldı hatta luna parka bile gitti. 4-5 saat vakit geçirdikten sonra spor salonuna gitti. Orada çalışanlara hocasını tanıyıp tanımadıklarını sordu. Ama kimse onu tanımıyordu. Spor salonu sahibinin söylediğine göre 1 yıllık peşin ödeme yapmış ve sadece benimle karşılaştığı gün çalışmaya gelmişti, bir daha da gözükmemiş. Her şey yavaş yavaş şekillenmişti artık. Eve döndü ve televizyon izledi. Ailesi ile konuştu, konuştuktan sonra çaresizlikten ağladı.

Gece boyu düşündü. Hayallerin bu değil miydi dedi kendi kendine. İyilere yardım etme gücü bulacaksın kendinde dedi. Ama “neden ben?” sorusuna hala cevap veremiyordu. Acaba beni Türkiye’ye karşı mı kullanacaklar gibi paranoyakça düşünceler içindeydi. Bu düşünceler ile günler geçti, beklenen gün geldi…

Uykudan zil sesi ile uyandı. Siyah takım elbiseli adam yine onu almaya gelmişti. Hocası yine arkadaydı. Bindiler ama hareket etmediler. Ne oluyor diye sordu arkadaşım. Hoca da “korkacak bir şey yok ama senin güvenliğin için bir önlem almak zorundayız, gözlerini bağla lütfen” dedi ve arkadaşıma bir mendil attı. Arkadaşım gözlerini bağladı ve harekete geçtiler. Yolculuğun sonunda arabadan indiler. Orman gibi bir yerdeydiler. Yerler topraktı, kuş sesleri geliyordu ve hiç araba sesi yoktu. Çok fazla korktu, öldüm ben diyordu. Sonra büyük bir kapının açılma sesi gibi bir şey duydu. İçeri girdiler ve arkadaşımın gözünü açtılar.

İçerisi rutubet kokuyordu, kanalizasyonu andırıyordu. İlerlediler ve bir kapıdan içeri girdi. Diğer tarafa hiç benzemeyen son derece teknolojik lüks bir yerdi. Biraz hapishaneyi andırıyordu. Odalar vardı bir sürü. Sonra ilerlediler ve birkaç merdiven aşağıya indiler. Aşağıda büyük bir spor salonu vardı. Son derece gelişmiş spor aletleri bulunuyordu. Sonra bir koridordan devam ettiler ve aşağıda tırmanma alanları vardı. Biraz daha yürüdüler ve boş büyük bir yere girdiler. Şu ana kadar içeride kimseyi görmemişti arkadaşım. Arkamızdan birileri geldi. Bunlar öğrencilerdi. Yaşları 16-24 arasında değişiyordu. Kızlı erkekli yaklaşık 60 kişi vardı. Hoca konuşmaya başladı ve sana buraları göstermek istedik dedi arkadaşıma. Burası saha ajanı adaylarının eğitim gördüğü yerler dedi. Daha sonra merdivenlerden yukarı çıktılar ve yönetim kısmının olduğu bölüme geldiler.

Girdikleri oda fazla büyük değildi. Ortada bir masa vardı. Oturdular ve biraz bekledikten sonra kapıdan bir adam girdi. Takım elbisenin aksine üzerinde spor kıyafetleri vardı. Ve orda arkadaşıma VAHO’e nasıl girildiğini, girdikten sonra neler yapıldığını anlattılar.

Şimdi size VAHO’e nasıl alım yapıldığını kısaca anlatayım;

VAHO’e 3 şekilde alım yapılıyor. Birincisi, büyük ülkelerin büyük üniversitelerindeki hocaları bünyelerine katıyorlar. Bu hocalar çocukları tanımakla sorumlu. Çocukların okuldaki proje katılımlarına, gösterdiği başarılara göre VAHO’e öneride bulunuyorlar.

İkincisi, siz başvurabilirsiniz. Bu biraz zor bir yoldur. Başvuruların %95′i elenmektedir. Çoğuda kökenden dolayı. Amerika kökenli olmanız gerekmektedir. Bu şartı geçtiğinizde sınava girersiniz. Genel kültür ve tuzaklı soru ağırlıklıdır. Sınavı geçerseniz ki zordur, sözlü mülakat var. Sözlü mülakat 2 gün sürmektedir. Bu sürede sizi her yönden test ederler. Ondan sonra yalan makinasına sokulursunuz. Onu da geçerseniz 8 aylık bir eğitim söz konusu. Bu eğitim fiziki ve zihinsel bir eğitimdir. Sizin hangi konuda başarılı olduğunuz saptanmaya çalışılır. Ondan sonra hangi bölümde çalışacağınız belirlenir. Masa başı da olabilir, saha ajanı da olabilir. Ya da bilim adamı olma yolunda da ilerleyebilirsiniz. Bu onların kararına kalmıştır. Hangisine seçilirseniz seçilin yaklaşık en az 2 yıllık bir eğitimden daha geçersiniz.

Üçüncüsü ise onların sizi fark etmesidir. Yaptığınız hatalardan, başarılarınıza kadar birçok şey onların dikkatini çekmiş olabilir. Onlar sizin yeteneklerinize karar vermiştir. Sizin hakkınızda planlarını çizmişlerdir. Sizin tercihinize bırakılmıştır artık her şey.

Arkadaşıma anlattıklarına göre eğer kabul ederse bundan kimsenin haberi olmayacaktı. Ailesi dahi bilmeyecekti. Amerika’da üniversite okuyor gibi gösterilecekti, tüm ayarlanmalar onlar tarafından yapılacaktı. Arkadaşım kabul ederse neler olacağını hiç bilmiyordu. Çünkü bu konudan fazla bahsetmemişlerdi. Ama kalbi çok hızlı atıyordu. Gözüne güzel gözükmeye başlamıştı bu iş. Toz pembe olmuştu her taraf o eğitim üssünü gördüğünde. Onların amacı da buymuş zaten…. Şimdi ona yöneltilen soru; “tamam mı, devam mı?”

6

[Bölüm 6] Verilmesi Gereken Zor Karar: VAHO

Arkadaşım bilmediği yollardan yürümek niyetindeydi. Yaptığı seçimin farkında değildi. Cevabı devam olmuştu. Hocası hariç herkes dışarı çıktı. Hocası ona neler yapması gerektiğini söyledi. Burdan çıktıktan sonra Türkiye’ye geri dönecekti. Ailesine ve arkadaşlarına yalanlar söyleyecekti ve Amerika’da eğitimlere başlanacaktı.

Arkadaşımın kafasında birçok soru vardı. Dinine aykırı işler yaptıracaklar mıydı? Ülkesine karşı işler yaptıracaklar mıydı? Bunlar onun için çok önemli hususlardı. Bu fikirleri bir kenara atmaya çalıştı bir süre. Ailesini görecekti ve dahası onlara hayatının yalanını söyleyecekti.

Yine gözlerini bağladılar ve dışarı çıkardılar. Arabaya bindiler ve evine götürdüler. Eşyalarını hazırlayan arkadaşımı daha sonra havaalanına bıraktılar. Türkiye’ye inen arkadaşım evine vardı ve ailesine sürpriz yaptı. Olan biteni onlara anlattı. Tabii ki yalan söyledi. Oradaki üniversitede eğitim göreceğini, hocalarının onda büyük bir potansiyel gördüğünü, burs da vereceklerini söyledi. Ama artık fazla görüşemeyeceğiz diye annesine dediğinde sarılarak ağladılar. Çok zor bir şeydi ama gerekliydi. Çünkü eğitime alınacaktı arkadaşım. 1 hafta boyunca hasret giderildi. Büyüklerin elleri öpüldü, tüm ortam hazırlandı uçağa binildi. Arkadaşımın aklında türlü düşünceler vardı. Bir yandan da içi içine sığımıyordu, hayalleri gerçekleşecekti. Havaalanına indiğinde aynı jip onu bekliyordu. Havaalanından onu aldılar ve Berkeley’deki VAHO binasına götürdüler. Hocası da oradaydı. Ona birkaç soru soracaklarını söyledi.

Arkadaşım ve daha önce hiç görmediği son derece ciddi bir adam sorgu odası gibi bir yere girdiler. Oda kamera ile gözetleniyordu aynı zamanda. Ellerini masanın üstüne koyması söylendi o da koydu. Ve aralarında şu konuşmalar geçti;

adam: Din, dil, ırk gözetmeden verilen görevleri sorgulamadan yapacağına söz veriyor musun?
arkadaş: Ben böyle bir şey asl (sözü kesilir)
adam: Evet ya da hayır!
arakadaş: hayır!
adam: Sana verilen bu görevi kötüye kullanmayacağına, Amerika’ya yönelik saldırılara karşı savaşmaya söz veriyor musun?
arkadaş: evet.
adam: Bu kurumun bünyesinde bulunduğundan, görevin sonlandırılsa dahi yaşadıklarından kimseye bahsetmeyeceğine söz veriyor musun?
arkadaş: evet.
adam: öyle olsun bakalım. (Der ve odadan çıkar)

Yalnız başına 1 saat kadar odada kaldıktan sonra arkadaşım, yanına aynı adam ve yanında 2 kişi ile gelir. Arkadaş çok korkar, verdiğim cevaplar yanlış mıydı acaba diye düşünür. 2 adam koluna girer ve arkadaşı dışarı çıkartır. Jipin içine atarlar ve gözlerini bağlarlar, elini de kelepçelerler. Korkudan bağırır ve kapıyı tekmelemeye başlar. Bunun üzerine ön koltuktaki adam arkadaşın boynundan bir iğne saplar ve arkadaş gözlerini bir odanın içinde açar…

Hapse atıldığını zanneden arkadaş, kapıyı tekmelemeye başlar. Baya bir başı ağrır. Sonra fark eder ki kapının kolu vardır. Kolu açar ve kapının kilitli olmadığını görür. Bir koridora çıkar ve koridorda ilerlemeye başlar. Bu yeri tanımıştır, burası VAHO eğitim merkezi.

Hiçkimsenin orada olduğundan da haberi yok ve başına bir şey gelse hiçbir şey olmayacak. Ama bir kere girmiştir bu yola ve dönüşü yoktur.

Koridorda ilerlerken sesleri duyar. Bunlar silah sesleri. Oraya doğru korkak adımlarla gider ve hocasını görür. Hocası ona ailene hoşgeldin der. Gördüğü manzara çok ilginçtir. Tesisin içinde adeta orman vardır ve gizlenmiş hedefler vardır ormanın içinde. Ortalama onun yaşlarında öğrenciler orada eğitim görmektedirler. Anladığı kadarıyla o tesis çok büyüktü ve tüm her şey o tesisin içindeydi.

Hocası ona en az 1 yıl burada eğitim göreceğini söyledi. Bu süreyi 1 yıl tutmak senin elinde, eğer başarılı olamazsan 5 yılda olabilir dedi. Ve o gün kafasında planını yaptı. 1 yıl sonunda buradan çıkacaktı. Hocası şimdi git odana ve dinlen. Yarın erkenden eğitimlere başlıyoruz dedi. Arkadaşım da odasına gitti ve yatağına yattı. Ailesiyle nasıl iletişim kurabilecekti, dışarıya ne zaman çıkabilecekti hiç bilmiyordu. Tek bildiği artık VAHO’in malı olduğudur…

7

[Bölüm 7] Blog’a Dair [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 11:30]

Birçok kişi blogun ne olduğunu sordu. Blog için başlı başına bir bölüm yazmak istedim. Bildiğiniz üzere arkadaşımın VAHO tarafından keşfedilmesi blog sayesinde olmuştu. Peki blog’a ne oldu? Blog’un içinde neler vardı? Blog’daki hangi makaleler VAHO’nun dikkatini çekmişti? Bunlardan ilerde yine bahsedeceğiz ama burada kısaca bahsetmek istiyorum.

Arkadaşım blogu kendi duygu ve düşüncelerini yazmak için açmıştı. Günlük tutar gibi bloga yazıyordu yaşadığı olayları. VAHO hayallerinden de bahsediyordu, izlediği yabancı dizileri de yorumluyordu aynı zamanda. Daha sonra internetten para kazanma olayını fark etti. Sitesine reklam alıp para kazanmak istiyordu. Paraya ihtiyacı yoktu ama kendi hayatını yazdığı blog üzerinden para kazanmak çok güzel geldi ona. Hayatının birileri tarafından önemsendiğini, yaşadığı olayların sıradan olmadığını hissedecekti. Egolarını tatmin etmek istiyordu…

Gel görelim ki hiçbir şey arkadaşımın istediği gibi olmadı. Yazdıkları şeyler ilgi çekmiyor, ziyaretçi getirmiyordu. Dolayısı ile de reklamlara tıklayan olmuyordu. İşte o vakit karar verdi çarpıcı makaleler yazmaya. Belki de hiç alakası bile olmayan olayları, VAHO işin içindeymiş gibi göstererek ziyaretçi çekmeye çalışacaktı.

Önce Türkçe yazdı makalelerini. Ama tabii ki bunun hiçbir faydası olmadı. Amerika’da yaşanan trafik kazası hakkında yazdığı Türkçe makale hiç kimsenin ilgisini çekmiyordu. En azından Türkçe bilen kişilerin ilgisini çekmemişti…

Makalelerini ingilizce yazmaya başladı ve yavaş yavaş USA ağırlıklı ziyaretçiler gelmeye başladı bloga. Amerikan haber sitelerine giriyor, yaşanan olayları inceliyor ve VAHO ile bir bağlantı kuruyordu. Bu yaptıklarının hayatını değiştireceğinden hiç de farkında değildi.

Peki o bloga VAHO ile ilgili neler yazmıştı da VAHO’nun dikkatini çekmişti? Arkadaşımın ileri ki zamanlarda öğreneceği bir bilgidir bu, ben şimdi biraz bahsedeceğim yine de.

2005 yılında arkadaşımın dikkatini bir haber çekiyor. Haberde yazılana göre eski bir IBF ajanı evinde öldürülmüş olarak bulunuyor. Haberin başlığı da “Eski IBF Ajanını Kim Öldürdü?” gibi bir şey. Olayı IBF araştırıyor tarzı da şeyler yazıyor haberde. Arkadaşım bu konuyu sıradan görüyor ve konu ile ilgilenmiyor, başka haberlere bakıyor. Bu sırada o haberin silindiğini gören arkadaşım o haberin üstüne yoğunlaşıyor. Birçok haber sitesine bakıyor ve aynı konu ile alakalı bir başka haber buluyor. O haberde de IBF’nin soruşturmayı tamamladığı, eski IBF ajanının intihar ettiği söyleniyor ve olay kapatılıyor. Bu haber üstüne yoğunlaşan arkadaşım hemen kendi sitesinde bir makale yayınlıyor, başlık da şöyle; “VAHO tarafından öldürülen eski IBF Ajanı”. Olay hakkında alakasız deliller uyduruyor, olmayacak bağlantılar kuruyor ama ilgi çekmeyi başarıyor. 1 saatte yüzlerce kişi o makaleyi okuyor. Arkadaşım bilmese de kaderi o 1 saat içinde değişiyor…

Blog, arkadaşımın eğitimi sırasında kapatılmıştır. Arkadaşımın blogun kapatılma haberini kuzeninden öğrendiğini ileriki kısımlarda göreceğiz.

8


[Bölüm 8] İlk Gün [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 12:29]

Bölüm 6′nın devamıdır.

Birisinin onun yüzünü okşadığını hissetti ve uyandı. Gördüğü kişi annesiydi. Arkadaşım ağlayarak annesine sarıldı. Annesi ona üzülme her şeyi biliyorum, her şey geçecek dedi. Arkadaşım annesine sordu, seni buraya kim getirdi, neden getirdi dedi. Annesi de “ben her zaman yanındayım, sen güçlü bir çocuksun her şeyin üstesinden gelirsin, sana güveniyoruz uyan artık” dedi. Evet arkadaşım rüya görmüştü. Derin bir nefes aldı. İçerisi zifiri karanlıktı, hiç ışık girmiyordu içeriye. Saatin kaç olduğunu da bilmiyordu. Kapısını açtı ve dışarı çıktı. Koridorda çok parlak bir aydınlık vardı. Koridorda ilerledi ve yine ormanlık bölgenin olduğu yerden sesler duymaya başladı. Koşarak oraya gitti, eğitimin başladığını anladı.

Hocasını gören arkadaşım koşarak onun yanına gitti. Hocası hiçbir şey söylemeden arkadaşımın yüzüne bir yumruk attı. Gözleri dolmuş bir şekilde yerden kalkan arkadaşımın kulağına şu sözleri fısıldadı; “Buradaki disiplin, senin ülkendeki askeri disiplinden de fazladır. Burada seni her yönden eğiteceğiz. Saat veya ışık olmadan vaktinde kalkmayı öğreneceksin. Her yanlışının sonuçlarına katlanmayı öğreneceksin. Şimdi arkadaşlarının arasına katıl ve onlarla birlikte koş!”.

Arkadaşım açtı. Yemek yememişti uzun süredir, hatta su bile içmemişti. Bunun yanı sıra tuvalete de gidememişti hiç. Her yönden sıkıntılı durumdaydı. Ortalama bir futbol sahası büyüklüğündeki yerde koşuyorlardı. Hiç duracak gibi değillerdi. Ama arkadaşım dayanmalıydı, başına geleceklerden çok korkuyordu. 3 tur attıktan sonra durdular ve öndeki eğitmeni takip ettiler. Bu adamı da ilk kez görüyordu arkadaşım. Biraz ilerledikten sonra yemekhane gibi bir yere girdiler. Anlaşılan daha kahvaltı yapılmamıştı.

Sırayla herkes kahvaltısını aldı ve masalara oturdu. Arkadaşım yalnız oturmayı tercih etti ama onu 2 erkek yalnız bırakmayacaktı.

Erkeklerden biri: Demek o sensin.

Arkadaşım: Kim?

Erkeklerden biri: Hocanın öğrencisi. (Hoca yerine isim söyler. Arkadaşın Berkeley Üniversitesindeki hocadan bahsetmektedir.)

Arkadaşım: Evet, neden?

Erkeklerden biri: İşin çok zor.

Arkadaşım bunun üzerine bir şey demedi ve kahvaltısına devam etti. Ama bu sözler üstüne çok korkmuştu. Halen hocasının tam olarak kim olduğunu bilmiyordu. Bu öğrencilerin her birinin hocası mı vardı? Varsa hocaları neredeydi?

Yukarda konuştuğu çocuğun ismi John, diğer yanına oturanın da ismi Michael’dır. Gerçek isimlerini vermedim.

Zengin bir kahvaltı yaptıktan sonra John ve Michael ile tokalaştı arkadaşım. Oradaki ilk arkadaşları onlardı. Onlarda oraya daha 3 ay önce gelmişlerdi.

Herkes kahvaltısını bitirdi ve yemekhanenin kuzey tarafındaki kapısına yöneldi. Oradan geçtikten sonra 100 kadar bilgisayarın olduğu bir odaya girdiler. Arkadaşım Michael’a burada ne yapacağız diye sordu. O da “burda haftada 4 gün akşam saatleri yazılım eğitimi alırız, ama kahvaltıdan sonra geldiysek bil ki ailelerimiz ile iletişime geçmek içindir.” Sonunda ailesi ile iletişime geçebilecekti çok sevindi.

Önce tuvalete gitti ve ona söylenen bilgisayara oturdu. Bilgisayarı açtığında çok şaşırdı. Daha önce hiç görmediği bir işletim sistemi vardı. Masaüstünde garip programlar vardı. Michael onun yanına geldi ve ona yardım etti. “Burada sana izin verilenden başka hiçbir yere giremezsin” dedi. Michael msn tarzı bir program açtı ve kendi bilgisayarına geri döndü. Bu programda kuzeninin, babasının, ablasının msn adresleri vardı. Anlaşılan her şey ayarlanmıştı.

Açık olan kuzeni ile görüştü. Havadan sudan bahsettiler. Arkadaşım yine hep yalan söylemek zorunda kaldı. Daha sonra kuzeninin yazdığı bir şey ile şoke oldu. Kuzeni ona blogunu neden kapattın diye sormuştu. Arkadaşımın böyle bir şeyden haberi yoktu. Blogunu falan kapatmamıştı o. VAHO’nun yaptığını düşünerek kuzenine daha fazla ilgilenemediği için kapattığını söyledi. Hocasına sorulacak şeyler birikiyordu. Ama cevap alabilecek miydi, o konuda karamsardı.

2 saatlik süreden sonra erkekler ve kızlar ayrıldı. Erkekler spor salonuna gitti. Spor salonunda 6 tane kaslı adam vardı. Belli ki bunlar spor hocalarıydı. Arkadaşımın hocası halen gözükmüyordu ortalıkta.

Herkes çalışmaya koyuldu ama arkadaşım ne yapacağını bilmiyordu. Hocalardan biri onu yanına çağırdı ve onu takip etmesini söyledi. Birlikte spor salonunun oradaki bir odaya girdiler. Hocası ona soyun dedi ve arkadaşım da soyundu.

Hoca: vücut geliştirme ile ilgileniyorsun anladığım kadarıyla.

arkadaş: evet efendim.

Hoca: (Odadaki masayı gösterir.) Otur bakalım şöyle sana program yapalım.

Hoca: (Programı yaptıktan sonra arkadaşıma 2 kağıt verir.) Al bu beslenme programın, bu da antrenman programın. Geceleri uyumamak yok kesinlikle. Bu spordan sorumlu hocan benim bundan sonra. Hadi çalışmaya başla.

1 saat kadar çalıştıktan sonra yemekhaneye giderler tekrar. Ama dikkatini bir şey çeker. Herkese aynı yemek verilmemektedir. Kimisine tavuk sote, kimisine et mangal tarzı yemekler verilmektedir. Arkadaşım beslenme programına bakar ve kağıdın üzerinde 84 numaralı yemeğı al yazmaktadır. Gider ve yemek dağıtan kişiye 84 numara der. 200 gram kadar haşlanmış tavuğu, 1 porsiyon pilavı, şeftali suyunu, salatayı Michael ve John’un yanında yer. Daha sonra herkes ayaklanır ve yine bir yere giderler. Bu sırada hocası (üniversitedeki) arkadaşımı tutar ve onu başka bir yere götürür. Ve yolda ona der: “Arkadaşların atış eğitimine gidecek, sen daha hiç silah dahi tutmadın, sana biraz ben göstereceğim silah kullanmayı.”

Poligon gibi bir yere gelirler ve hocası ona silahın bölümlerini gösterir. Şarjöre nasıl kurşun katılacağını, silahın emniyetini açmayı kapamayı, silahı tutmayı bu tarz şeyleri gösterir ve birkaç el ateş ettirir. “1 hafta boyunca özel olarak çalışacağız, daha sonra arkadaşlarının yanına katılacaksın, şimdi sen dinlenebilirsin odana git, yarın erken saatte görüşeceğiz.”

Odasına gider, odasının ışığı yanmaktadır. Yatağının üstünde kıyafetler vardır. Spor kıyafetleridir bunlar. Ve masanın üstünde bir de silah vardır, içi boştur. Silahı söküp taksın, incelesin diye koyduklarını düşünmüştür arkadaşım. Nitekim de öyledir.

Oldukça yorulan arkadaşım yatağına yatıp dinlenir. İlk gün hiçbir şey yaptırmamalarına rağmen bu kadar yorulan arkadaşımın ileriki günlerde neler olacağından haberi yoktur. Uyandığında odası yine karanlıktır ve kalbi hızlı hızlı atmaya başlar. Acaba yine mi uyuya kalmıştı?

9

[Bölüm 9] Eliesha [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 13:35]

Hemen kalktı ve yatağına bırakılan kıyafetlerden birini giydi. Hemen koridora çıktı ve ormanlık alana gitti. Hocası oradaydı öğrenciler de yeni yeni geliyordu. Bu sefer vaktinde ulaşmıştı oraya. 5 tur koştuktan sonra yine kahvaltıya geçildi. Kahvaltıdan sonra bilgisayar bölümünde 2 saat kalındı. Bilgisayar bölümünden sonra da spor salonuna geçildi, kızlar yine başka yere gitti. Hocanın yazdığı programı uyguladı. Üniversitedeki hocası ile yine poligona gittiler. Arkadaşımın aklında birçok soru vardı ve bu soruları hocasına sormak için uygun bir zaman olduğunu düşündü. Birkaç kez ateş ettikten sonra hocasına konuşmak istediğini söyledi hocası da kabul etti.

Arkadaşım: Neden ben?

Hocası: Neden sen olduğunu bilmiyorsan, kimse bunu bilemez.

Arkadaşım: Neden benim özel eğitmenim var.

Hocası: Yavaş ol bakalım. daha 2. gününden her şeyi öğrenemezsin.

Arkadaşım: Ne zaman evime döneceğim. (Amerika’daki evini kasteder.)

Hocası: Buradaki eğitimin bittikten sonra belli olacak her şey.

Arkadaşım: Peki dışarı ne zaman çıkacağım?

Hocası: (Kahkaha atar) Dışarı mı? Hala anlamadın sanırım. Buradaki eğitimini başarı ile geçmediğin sürece dışarıyı göremeyeceksin. Burada ihtiyacın olan her şey var.

Arkadaşım: Peki efendim. Şimdi odama gidebilir miyim?

Hocası: (Yine kahkaha atar) Sen yatmaya geldiğini mi zannediyorsun? Daha sen bir hiçsin, hiçbir şey bilmiyorsun. Derhal eğitim salonuna…

Arkadaşım ilk buraya geldiğinde büyük bir salona girmişti. Yine oraya gitti. Herkes beyaz kıyafet giymişti. Karate kıyafetine benziyordu kıyafetleri. John’un yanına gitti ve ne yapmam lazım dedi. O da soyunma odasını göstererek dolabını bul ve kıyafetini giy gel çabuk dedi. Gitti geldi, herkes oturuyordu hocanın karşısında. Kung Fu hocasıydı bu. Arkadaşımı ayakta gören hoca, “bugünkü şanslı öğrencim gel bakalım” dedi. Arkadaşım çok fena tırsıyordu. Hoca arkadaşımın boyu ile de dalga geçmeyi de ihmal etmedi. Ve saldır bana dedi arkadaşıma. Arkadaşım korktu bir şey yapmadı. Hoca tekrar söyledi aynı şeyi. Arkadaşım geri adım atmaya başladı. Hoca yaklaştı ve 2 tekme savurdu arkadaşıma, arkadaşım yerdeydi ve nefes alamıyordu. 20 saniye kadar nefes alamadı ama sonra ayağa kalktı. Hoca da öğrencilere dönüp siz saldırmazsanız karşınızdaki saldırır dedi. Bu sefer arkadaşım koşarak hocaya vurmayı denedi, hoca yine bir tekme ile arkadaşımı yere serdi ve öğrencilere dönerek öfkeyle kalkan zararla oturur tarzı bir söz söyledi. Arkadaşım her yere serildiğinde hoca arkadaşlarına bir öğüt veriyordu.

Arkadaşımın her tarafı ağrıyordu artık. Hiç böyle dayak yememişti daha önce. Hoca arkadaşıma gidip köşede dinlenmesini söyledi. Diğer öğrenciler ayağa kalktı ve hoca onları çalıştırmaya başladı. Hepsi aynı hareketi yapıyordu.

Arkadaşım Allah’a yalvarıyordu. Kurtar beni diyordu, çok çaresizdi. Ağlamaklı oldu yine zor tuttu kendini. 2 saat kadar onları izledi, sonra akşam yemeği vakti geldi. İlk kez akşam yemeği yiyecekti orda. Yine aynı yemekhaneye geçtiler. Numarasını söyledi ve yemeğini aldı.

Bu sefer yanına güzel bir kız oturdu. Onunla tanıştılar. Kızın ismi Eliesha’ydı. O da daha 2 haftadır oradaydı. Konuştular, oraya nasıl geldiklerinden bahsettiler. Arkadaşım kızdan etkilenmişti besbelli. Daha sonra yatmak üzere odalarına gittiler.

Arkadaşımın aklında Eliesha vardı. Sarışın, uzun boylu, mavi gözlü bir kızdı. Çok sıcak davranmıştı arkadaşıma. Arkadaşım aşık olmuştu. Ama VAHO’nun içinde aşk nasıl karşılanırdı? Eliesha’nın ismini hikayemizde sıkça göreceğiz artık.

10

[Bölüm 10] Teste Dair [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 14:47]

Arkadaşım odasına gittiğinde odada bir telefon fark etti. Kim koymuştu, neden koymuştu bilmiyordu? Ahizeyi kaldırdı direk arama sesi geldi hiçbir tuşa basmadan. Hemen ahizeyi kapadı ve bekledi. Acaba kimi arıyordu telefon? Tekrar ahizeyi kaldırdı yine çaldırma sesi geliyordu. Tuşlara basmayı denedi, tuşlar çalışmıyordu. Derken telefon açıldı. Karşıdaki ses annesinin sesiydi. Alo dedi annesi. Arkadaşım da alo dedi. Annesi çok sevindi oğlunun sesini duyduğuna. Uzun uzun konuştular. Ama arkadaşımın aklına takılmıştı bu telefon sürprizi.

Kıyafetlerini değiştirdi, yatağına uzandı. Işıklar kapandı uyku vaktinin geldiğini anladı. Ama o Eliesha’yı düşünüyordu. Bu kızın hikayesi tam olarak neydi acaba? Bu kadar tatlı, sevecen ve narin gözüken kızın böyle bir ortamda ne işi vardı?

Günler bu şekilde geçti. Her sabah ormanda koşuyorlar, kahvaltı yapıyorlar, bilgisayar başında vakit geçiriyorlar, vücut geliştirme yapıyorlar, yemek yiyorlar, dövüş eğitimi alıyorlar, akşamları da farklı aktiviteler yapıyorlardı. Bazen bilgisayar eğitimi alıyorlardı. Bazen de kimya eğitimi alıyorlardı.

Kimya derslerinde 2′şerli grup şeklinde oturuyorlardı. Tahmin ettiğiniz üzere arkadaşım ve Eliesha bir grup olmuştu. Küçük patlayıcılar yapmayı öğreniyorlar, hangi durumda ne tür patlayıcı kullanılır, bazı gazların özellikleri tarzı şeyler öğreniyorlardı.

İlk 2 hafta bu şekilde geçti günleri arkadaşımın. Eliesha ile de çok sıkı arkadaş oldular ama tam da arkadaşlık sayılmaz aslında. Dövüş eğitiminin, kimyanın, bilgisayar eğitiminin temellerini öğrenmişti bugüne kadar. Silahları da tanıyordu az çok artık.

2. haftadan sonra daha yoğun bir programa geçildi. Programa yüzme, hareketli araçlar hakkında genel bilgi ve kullanım incelikleri, taktiksel avantaj, pratik ilk yardım gibi dersler eklendi. (tam türkçeye çeviremedim bazı derslerin isimlerini.) Arkadaşım Eliesha ile birlikte her dersin üstesinden geliyordu. Zor olan uygulamaları bile birlikte zevk alarak yapıyorlardı. Bu durum gözetmenlerin gözünden kaçmamıştı tabii ki.

Bu sırada arkadaşımın üniversitedeki hocası gözükmemişti hiç. Acaba neredeydi, daha önemli bir işi mi vardı? Yoksa arkadaşımı bırakmış mıydı artık, başka öğrenci mi bulmuştu? Bunların cevabını bilmiyordu o günlerde arkadaşım.

Diğer öğrencilerin de hangi odalarda kaldığını öğrendi. Bugüne kadar nasıl fark edemediğine şaşırdı. Bir arka koridordaydı diğer odalar. Garibine giden şey ise onun odasının bulunduğu koridorda başka oda yoktu. Bir başka garibine giden şeyse koridolarda, odalarda kamera olmamasıydı.

Arkadaşımın odasındaki eşyalar gün geçtikçe artıyordu. Önce telefon, sonra dolap, sonra defter kalem, sonra yeni ayakkabılar. Derslerdeki başarısından dolayı ödüllendirildiğini düşünüyordu.

Derken 1. ayını tamamlamasına 2 gün kala bir eğitim sırasında hocasını gördü, onu izliyordu. Eğitimden sonra hocasının yanına gitti ve özel olarak konuştular. Konu Eliesha’ydı.

Hoca: Derslerde çok başarılı olduğunu duydum, iyi idare ediyorsun bu durumu.

Arkadaş: Evet, madem buraya geldim hakkını vermek istiyorum.

Hoca: Güzel. Buradaki kurallarımızı biliyorsun değil mi? (Öğrenciler arasında duygusal yakınlaşma yasak, bunu demeye getirdi.)

Arkadaş: Evet efendim. Eliesha’dan bahsediyorsanız sadece arkadaşız efendim.

Hoca: Ben öyle bir şey söylemedim. Sadece kuralları bilip bilmediğini sordum.

Hoca: 2 gün sonra 1. ayın dolacak. Küçük bir teste hazır ol. (ve gider.)

Arkadaşımın aklına takılmıştır bu test meselesi. Acaba ne testi yapacaklardı? Ne yapması lazımdı? Eliesha’nın odasını biliyordu artık. Hocası ile konuştuktan sonra Eliesha’nın odasına gitti. Muhabbet ettiler.

Arkadaş: Hocam bana bir testten bahsetti.

Eliesha: He bu arada senin niye bir hocan var? Kim o adam?

Arkadaş: Bu konuyu ben de tam olarak bilmiyorum. Ama beni buraya o soktu.

Eliesha: Enteresan. Test mi demiştin?

Arkadaş: Evet, 1. ayda ufak bir teste gireceksin dedi bana. 2 gün sonra test.

Eliesha: Tekçe şunu söyleyebilirim. Takımını seç dediklerinde beni…(Işıklar kesilir, sözü yarım kalır.) Hemen git burdan, hemen odana git.

Işıkların kesilmesi ile arkadaşım doğru odasına koşar ve yatağına yatar. Eliesha’nın neden bu kadar tepki gösterdiğine anlam veremez. Test konusu da aklına takılı kalmıştır. Eliesha takımına beni seç mi demek istedi yoksa seçme mi demek istedi diye düşünür durur. Acaba test ne olacaktı?

11


[Bölüm 11] Asıl Test [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 15:40]

Uyandı, o günde diğer günler gibi geçti. Dikkatini çeken şey ise o gün Eliesha yoktu ortalıkta. Onun test hakkındaki sözünü anlayamamıştı halen. Gün sonunda Eliesha’nın odasına gitti, kapı kilitliydi. Çaresizce odasına gitti ve yattı, yarın test günüydü.

Sabah uyanmadı, uyandırıldı. 4 takım elbiseli adam ayaklarından ve bacaklarından tutup taşıyorlardı arkadaşımı. Bir bacağını kurtaran arkadaşım, uyku sersemliği ile testi unuttu ve takım elbiseli adamın suratına tekme attı. Afallayan adam bir şey demeden tekrar tuttu bacağından ve arkadaşımı daha önce görmediği bir yere götürdüler. Diğer arkadaşları da oradaydı, bekliyordu hepsi. Çok büyük bir alandı, küçük bir şehri andırıyordu. Evler, arabalar vardı. Hocası da oradaydı. Arkadaşımı yere bıraktılar ve Eliesha’nın bahsettiği şey oldu. 8 kişilik takımını seç dediler. Yeni gelen kişiler test olarak 1. aylarında seçtikleri takımı yönetiyorlar ve lazerli silahlar ile savaşıyorlardı. Üzerlerine garip bir elbise giyiyorlardı, lazer hayati noktalara değerse ölmüş sayılıyorlardı. Arkadaşım Eliesha, John, Micheal dahil 4 kişi daha seçti. Diğer takımı da onun gibi 1. ayını dolduran birisi yönetecekti. Takımlar başlangıç noktalarına yerleştirildi. Üzerlerinde 1 otomatik silah, 1 tane de tabanca vardı. Savaştıkları yer ortalama 400 metre uzunluğunda 100 metre genişliğindeydi. Yaklaşık 20 kadar ev, 8-10 kadar araba vardı. Arabalar sürülemiyordu. Evler de maksimum 2 katlı ve 2 odalıydı.

Arkadaşımın takımı 4 saatlik bir çatışma sonucunda galip geldi. Eliesha ile sarılmak istedi ama takım elbiseli adamlar önünü kesti. Arkadaşımın kollarından tutup bir odaya götürdüler. Oda filmlerde gördüğü sorgu odalarına benziyordu. 4 saat odada bekletildi, hiçkimse bir şey söylemedi. En sonunda elinde bir dosya ile bir adam girdi. Arkadaşımın karşısına oturdu ve tek cümle söyledi; “aranızda ne var?” Arkadaşım da kimle dedi. Bunun üzerine adam hiçbir şey demeden odadan çıktı ve 4 saat sonra tekrar geldi. Yine aynı cümleyi söyledi “aranızda ne var?” Arkadaşım nedemek istediğinizi anl… diyecekti ki adam hızla kapıdan çıktı gitti. Arkadaşım susamış ve acıkmıştı. Yaşadıklarına anlam veremiyordu. Adam tekrar içeri girdi ve sordu “aranızda ne var?” Adam fazla cüsseli durmuyordu. Arkadaşım bir hamle yaptı ve adamın boğazına sarıldı. Adamı boğuyordu, artık sabrı tükenmişti, neler olduğuna anlam veremiyordu. 15 saniye kadar adamın boğazını sıktıktan sonra adam bir hamle yaptı ve arkadaşımı etkisiz hale getirdi ve o pozisyonda tuttu. Hocası odaya girdi ve adama bırakmasını söyledi. Odada yalnız kaldılar ve arkadaşıma olan biteni açıkladı. Asıl testin bu olduğunu söyledi. Eliesha ile aranızda olanları gayet iyi biliyoruz dedi ama bunu söyleyip söylememen önemliydi dedi. Ve elinde imkan varken hamleni yap kimse sana bu kadar iyi davranmayacak dedi. Onu odasına götürdüler ve önüne yemek koydular. Arkadaşımın psikolojisi bozulmaya başlamıştı. Yemek boğazından geçmedi, ağladı. Dolabını yumrukladı, elini incitti o sırada. Yemeği bir kenara koydu ve yattı. Işıkların sönmesini bekledi, ışıklar söner sönmez de uyudu.

Kendini erken kalkmaya şartladı ve her zamankinden erken uyandı. Annesini aradı, babası, annesi ile konuştu. Odasından çıktı, spor salonuna gitti. Hocası da o sırada oradaydı. Hocasının o saatte orada ne işi vardı? Konuşmak için uygun bir zaman diye düşündü.

Hocası: Odandan bu saatte çıkma bir daha.

Arkadaşım: Peki efendim özür dilerim. Size bir şey sormak istiyorum.

Hocası: Çabuk ol.

Arkadaşım: Buradan ölmeden çıkabilecek miyim?

Hocası: (Arkadaşıma yaklaşır) Hala anlamıyorsun değil mi? Çevrendekilere bak, bir de kendine bak. Sen de bir şeyler var, bir aşk var, bir dava var. Davası olan biri asla ölmez. Sadece hak yolunu unutma. (ve bir kapıdan gider.)

Arkadaşım odasına doğru yol alırken hocasının bir sözünü düşünür hep. “Hak yolunu unutma” ne demekti? Allah yolundan mı bahsediyordu? Kimdi bu hoca kimdi kimdi? Ben de ne vardı, ben de çevremdekilerden başka olan ne vardı? Odasına geçti ve yatağında düşündü… Bugünkü test de zor gelmişti ona. Ama bilmediği bir şey vardıki o test hiçbir şeydi. Daha onu bekleyen birçok büyük test vardı, onu bekleyen birçok zor karar vardı.

12

[Bölüm 12] Kırık Kemikler [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 17:40]

Artık Eliesha’ya mesafeli davranıyordu. En azından odasına gitmiyordu. Günleri eğitimden eğitime bir şekilde geçti. 6. aya yaklaştığında silahlar konusunda uzmanlaşmış, lider vasıflarını ortaya çıkartmış, fiziki ve zihinsel aktivitelerde farkını konuşturuyordu. Hocasının verdiği gazla bütün eğitimlerde başarılı oldu. Bu eğitimler sırasında büyük küçük birçok olay yaşandı ama hepsini yazmaya kalkarsam ne siz okuyabilirsiniz ne de ben yazabilirim. Daha önemli konulara gelemedik bile, daha anlattığım bölümler sıradan bile sayılabilir. Bu bölümde 6. ayda yapılacak testi anlatacağım.

Bu arada 1. ay testi tüm herkese yapılır ama normalde 6. ay testi diye bir şey yoktur. 6. ay testi arkadaşıma yöneliktir ancak tüm öğrenciler bu teste dahil edilecektir.

Aslında bu testi anlatmamayı bile düşündüm. Çünkü hikayenin gerçekçiliğine gölge düşürecek cinsten. Neden derseniz bu bölümde geçen testin benzerleri filmlere konu olmuş durumda. Yine de anlatayım önemli bir konu hikayemizde.

6. ayın ilk günü yine rutin kalktı arkadaşım ve diğer öğrencilerde aynı şekilde. Koşu kıyafetlerini giydi ve kapıya doğru yöneldi. Kapının kolunu indirdiği sırada kapının kapalı olduğunu gördü. Biraz zorladı ama açılmadı. Tam o sırada havalandırmadan bir gaz dolmaya başladı odaya. Oda gaz doluyordu arkadaşım bilincini kaybetti. Uyandığında tüm öğrenciler aynı odanın içindeydi. Elleri, ağızları ve ayakları bağlanmış hepsi sırt sırta dayanmış bir şekilde oturuyorlardı. Bu şekilde biraz bekletildiler ve içeriye daha önce tanımadıkları bir adam girdi. O da takım elbiseliydi, rus aksanıyla konuşuyordu. Demek VAHO dedi ve kız öğrencilerden birinin çenesine tekme attı. Daha sonra arkadaşıma da bir tekme attı ve arkadaşım yine kendinden geçti. Uyandığında tek başına bir odadaydı. Önünde bir televizyon vardı ve diğer arkadaşlarının görüntüleri gösteriliyordu sırayla. Görüntülerde arkadaşlarına işkence ediliyordu. Sonradan arkadaşımın öğreneceği üzere bunların hepsi oyundu, tüm herkese diğer arkadaşlarının işkence görüntüleri izletilmişti. Ama arkadaşıma farklı bir şey daha yapıldı. Herkesin sorgulanmasında VAHO ile ilgili bilgiler istendi. Bir tehditte bulunulmadı sadece dayak atıldı. Arkadaşımın ise önüne bir dosya koydular. Dosya’da blogundaki tüm yazıların çıktısı vardı, sabıka kayıtları, mahkeme kayıtları, öğrenci belgesi, pasaport fotokopileri, uçaktayken çekilmiş fotoğrafları ve can alıcı nokta annesinin fotoğrafları dahi vardı. VAHO’ya girmeyi kabul ettikten sonra 1 haftalığına annesinin yanına gitmişti. O sırada çekilmiş fotoğrafları vardı.

Rus aksanlı başka bir adam devamlı sorular soruyordu, her sorudan sonra yumruk atıyordu. Arkadaşım herhangi bir şey söylemedi adama. Arkadaşım bayılana kadar bu işkence sürdü. İşkence de farklı kısımlarda var ama bahsetmek doğru olmayacaktır önemli kısımlar bunlar.

Arkadaşım ayıldığında VAHO’daki odasındaydı. Kolunu hissetmiyordu, kolu alçıya alınmıştı. Yerinden kalkmayı denedi bıçak saplanması gibi bir şey saplandı sırtına. Her tarafı çok acıyordu. Test olduğunu anlamıştı ama gerçekten zarar görmüştü, hem de ne zarar. Aklında Eliesha vardı acaba o da mı bu haldeydi.

Arkadaşım 1 ay eğitimlere katılamadı. Yemeğini odasında yedi. Eliesha ve diğer arkadaşları ara ara onu ziyaret ettiler. Diğerlerinde de hasar vardı ama arkadaşımdaki kadar değildi. Hocası da bir kez onu ziyaret etti ve ona “bu yatakta geçirdiğin 1 ay, burada geçireceğin süreyi 3 ay kısalttı.”dedi. Arkadaşımın oradan çıkmasına sadece 2 ay kalmıştı.

13

[Bölüm 13] Hocanın Sırrı [Yayınlanma Tarihi: 26/01/2012 19:49]

Arkadaşımın yeni yeni beli doğrulmaya başlamıştı. Yaraları yeni yeni iyileşiyordu, kırılan kemiklerinin verdiği acı ise onda ömür boyu kalacaktı. Her şeye rağmen oradan çıkmasına 2 ay kalmıştı. Kurtulacaktı oradan artık. Peki dışarıda nasıl bir hayat bekliyordu onu? Ne tür görevler verilecekti? Nerede yaşayacaktı? Herkese İspanyolca ve Fransızca dersleri verilirken ona neden Rusça dersleri verilmişti? Rusya’da şoför olarak senelerce gizli görevde mi kalacaktı yoksa? Arkadaşım bunları düşünüyordu, çünkü bu tür şeyleri okumuştu. Soru işareti çoktu, peki cevaplar kimdeydi? Hala hocasının tam olarak kim olduğunu bilmiyor, hala neden özel biri olduğunu anlamıyordu.

Odadan çıkma zamanı gelmişti artık. Eliesha, John ve Micheal kapıda onu bekliyorlardı. Arkadaşım kapıdan çıktı ve Eliesha hemen koluna girdi, yardım etti ona. Bu saatte onların eğitimde olması gerekiyordu, onun yanında ne işleri vardı? Siz niye eğitimde değilsiniz diye sordu, bir terslik mi var dedi. Eliesha da hocan bize seninle ilgilenmemizi söyledi, bugün izinliyiz dedi. Arkadaşım çok şaşırdı. Hocasının beklentilerini boşa çıkarmadığını anlamış oldu artık.

Bu 4 arkadaşın kaderleri VAHO’da kesişmişti. Bugüne kadar her sınavda birbirlerine destek olmuşlardı. Bu durum VAHO’nun eğitim merkezinde sık karşılaşılan bir durum değildi. Bu konu eğitmenlerin dikkatini çekmişti.

Birlikte ormanlık bölgede oturdular. Uzun süredir hiçbiri gün ışığı görmüyordu. Hepsi özlemlerini dile getirdi. Eliesha’da arkadaşım gibi ailesini çok özlüyordu. Ama Eliesha’nın durumu farklıydı. Onun ailesi ölmüştü. Eliesha dünyada tek başınaydı. Arkadaşım bu duruma çok üzüldü, Eliesha’yı teselli etti.

O gün bu şekilde bitti, herkes odasına dağıldı ve yattı. 1 aylık süre boyunca bedensel egzersizlerden uzak durdu, diğer eğitimlere devam etti. Artık çıkmasına 1 ay kaldı gerçek bir VAHO ajanı olacaktı. Arkadaşımın orada bulunduğu sırada 6 kişi VAHO ajanı olmuştu. Ajan olan kişileri hiç görmemişti bir daha, acaba onlar hallerinden memnunlar mı diye düşünüyordu.

8. ayının 2. gününde yatmak için odasına çekilmişti arkadaşım. Işıklar kapanmıştı ama o hayaller kuruyordu, gözleri açıktı. Kapının aralanma sesini duydu, içeri ışık girdi. Yine mi test diye korktu. Gelen kişi hocasıydı. Hocası ona 1 baba gibi nasihat vermeye gelmişti.

İleride hocaya özel bir bölüm anlatacağım ama burada biraz hocadan bahsedeceğim.

Hoca başından beri gizemini korumaktaydı. Gerek “hak yolu” hakkındaki sözleri, gerek tüm eğitmenlerden üstün olması, gerek arkadaşımı seçmesi olsun birçok yönden gizemli bir adamdı. Arkadaşımın yatağının kenarına oturdu ve bak evlat diyerek söze girdi…

Hoca: Bak evlat. Bugüne kadar belli etmesem de seni kendi oğlum gibi sevdim. Eğer belli etseydim sen buralara gelemezdin, buradan sağ çıkamazdın. Seni seçmemde etkili 2 husus vardı. Birincisi Müslüman olman, ikincisi ajanlık vasıflarını taşıman. Senden daha iyileri vardı ama ben seni seçtim. Bir kişi seçmek zorunda mıydım, tabii ki hayır. Fark ettiğin üzere diğer öğrencilerin eğitmeni yok. Çünkü sen buradan çıktığında hayallerinde olduğu gibi yalnız çalışacaksın. Emirleri de sadece benden alacaksın. Benden üst kademede olan birçok kişi var. Bu işin arkasında sadece ben yokum ama seninle ilgilenen hep ben olacağım. Bundan 3 sene önce ben de oğlumu kaybettim. O da bir VAHO ajanıydı. Yeterince güçlü olamadım, oğlumu koruyamadım. Oğlumun ölümünden sonra Müslüman oldum. Kurumun bu konu hakkında bir bilgisi yok. Kurumun bilgisi olmadığı bir diğer konu ise benim artık kurum için çalışmadığımdır. Öyle gözüküyor olabilirim ama içimde öyle değil. Seni ben seçtim, sana güvendim. Sen fark etmesen de seni birçok tehlikeden korudum. (Birkaç öğrenci ile başı belaya girmişti arkadaşımın, o çocuklar bir anda arkadaşıma dalaşmayı kesmişlerdi, ondan bahsediyor.) Seni çevrendekileri koruyabilecek konuma getirdim. Benim için bu dünyada önemli olan tek şey oğlumun intikamını almaktır. Her şeyimle sana karşı dürüst oldum. Evlat, yardımına ihtiyacım var…

Arkadaşım tek kelime etmedi. Yine bir test olduğunu düşündü. Kuruma bağlılığımı test edecekler aklı sıra diye geçirdi içinden. Ama öyle değildi.

Hoca: Düşün evlat, düşün. 1 ayın kaldı, eğer bana yardım edeceksen bana söylemen yeterli. Olan biteni sana ayrıntısı ile anlatacağım.

Hoca kapıdan çıktı gitti. Arkadaşım aklındaki sorulara cevap bulamadığı gibi, daha büyük soruların arasında kaldı.

14

Bölüm 14] Hadwyn ve Oğluna Dair [Yayınlanma Tarihi: 27/01/2012 01:24]

Ertesi gün hocasının yanına gitti. Tabiri caiz ise hocanın ağzını aramak istiyordu. Hocanın anlattıklarının test olma ihtimali vardı. Hocası ile oturdular ve konuşmaya başladılar.

Hocanın ismi Hadwyn’di. 54 yaşında, evli ve tek çocuk babasıydı. O çocuğu da söylediğine göre öldürülmüştü. VAHO ajanı olmadan önce bir polisti kendisi. VAHO ajanı olması 80′li yıllara dayanıyordu. 80′li yıllarda Miami’deki (gerçekte Miami değildir) faili meçhul cinayetleri araştırıyordu, bir seri katilin peşindeydi. 7 senede 16 cinayet işleyen seri katil yakalanamamıştı. Dönemin Miami Cinayet Masası teğmeni bu konuda adamlarını sıkıştırıyordu. Hadwyn bu olaya çok kafa yormuştu ve seri katilin bir rutinini yakalamıştı. Yaptığı plan ile seri katili mesai saatlerinin dışında yakalamış ve kahraman ilan edilmişti. Daha sonra VAHO bir soruşturmada Hadwyn’in yardımını ister. Bu soruşturmada da başarılı olan Hadwyn VAHO’ya terfi etmiştir.

Hadwyn, daha öncede bahseldiği üzere sporcuydu. Anlattığına göre VAHO ajanı olmadan önce de yakın dövüş konusunda eğitimliydi. Peki VAHO’da bu kadar nasıl yükselmişti? Hadwyn, VAHO’nun Harekat Müdürlüğü’nde çalışıyordu. Bu bölümde VAHO’nun gizli operasyonları yürütülüyordu. VAHO’daki 9. senesindeyken çok önemli bir suikasti engelledi. (Bu olayı anlatamıyorum, gündeme getirilmemiş bir olaydır.) Suikastten kurtardığı kişi tarafından direk terfi ettirildi Hadwyn. Artık kendi ekibi vardı, bazı özel davalara o ve ekibi bakıyordu. (özel davalar konusuna da giremiyorum.)

Şimdi arkadaşım anlamaya başlamıştı. Hadwyn’in onu seçme sebebi ekibine istemesiydi. Ama aslında öyle değildi. VAHO tarafından öyle biliniyordu ama Hadwyn’in başka planı vardı. Oğlunun ölümünden sorumlu kişileri cezalandırmak istiyordu.

VAHO’da önemli bir yere sahip Hadwyn tek çocuğunu bu işlerden uzak tutmaya çalışıyordu. Emekli olmayı bile düşünüyordu ama dosyalar yakasını bırakmıyordu.

Oğlundaki parıltıyı görmüştü ama onun bu işlere girmesini istemiyordu. Oğlu ise bu fikirle yanıp tutuşuyor, babası gibi VAHO ajanı olmak istiyordu. Babası ve babasının VAHO’dan arkadaşları ile bir şeyler içmeye giderlerdi hep. Babasının arkadaşları Hadwyn’in oğlu ile şakalaşırlardı, seni de ajan yapalım derlerdi. Hadwyn’in oğlu da kararını vermişti, VAHO ajanı olacaktı. Nitekim oldu da. Hadwyn’in iş arkadaşları buna ön ayak oldu. Hadwyn’in oğlu eğitimden geçti ve babasının hiç istememesine rağmen VAHO’da göreve başladı. (Bu kısım biraz benim hayalimde canlandırdığım şekilde oldu. Ben de tam bilmiyorum.) Hadwyn’in oğlu VAHO İstihbarat Müdürlüğü’nde göreve başladı. Saha ajanları işte bu kısımda görev yapıyordu. En tehlikeli bölüm de buydu. Hadwyn oğlunu kendi ekibine alıp geri planda tutmak istese de buna izin verilmedi. Hadwyn’in oğlu İstihbarat Müdürlüğü’nün yükselen yıldızıydı, taki öldürülene dek.

Peki oğlu nasıl öldürülmüştü, Hadwyn neden VAHO’yu suçluyordu? Oğlu 3-4 sene kadar önce gizli ajan olarak uyuşturucu kartelinin yanına gönderilmişti. Uyuşturucu meselesi IBF Narkotik kısmının işidir normalde ama bu olay farklıydı. kartel silah kaçakçılığı yapıyordu ve Irak ile bağlantıları vardı. VAHO bu örgütü çökertmek istiyordu, istihbarat amaçlı Hadwyn’in oğlunu içeri sokmuşlardı. Son derece tehlikeli bir görevdi. Hadwyn bunun farkındaydı ama ne oğluna söz dinletebiliyor ne de onu o görevden alabiliyordu. Eli kolu bağlanmıştı. Bu olayın başında yakın arkadaşı vardı. Hadwyn’in oğlu gün geçtikçe tehlikeye giriyordu. Verdiği istihbaratlar sonucunda silah taşıyan tırlar bir bir yakalanıyordu. kartel bu işten şüphelenmeye başlamıştı içerideki köstebeği arıyordu. Hadwyn’in arkadaşı bunu bilmesine rağmen çocuğu görevden çekmiyor, karteli çökertmek istiyordu.

Peki oğlu nasıl öldürüldü? Tam olarak nasıl olduğu bilinmiyor ama edinilen bilgiler şu yönde. Hadwyn’in oğlundan şüphelenen kartel ona bir oyun hazırlıyor. Onu tuzağa düşürmek için sahte bir teslimat ayarlıyor. O teslimat basılınca kartel köstebeği bulmuş oluyor. Hadwyn’in oğlunun cesedi bir sokakta, yüksek dozda eroinden ölmüş olarak bulunuyor.

Hadwyn bu olaydan sorumlu olan 2 kişiyi hedef alıyor. Biri yakın arkadaşı ve Hadwyn’in oğlunun amiri. Biri Hadwyn’in oğlunun görev ortağı. (Hadwyn’in oğlunun görev ortağından bahsetmiyor, onun bu olay ile ilgisi bilinmiyor.)

Oğlunun ölümünden sonra kafasını toplayamayan Hadwyn’in kafasında intikam fikirleri vardır sadece. Peki neden Müslüman oldu? Oğlunun ölümünden sonra kendini boşlukta hissetti. Hiçbir dine bağlı olmayan Hadwyn acizliğini hissetti. Adalete inanıyordu ama adaleti sağlayacak gücü yoktu. Daha büyük bir güç olmalıydı, araştırdı. İslam’ın huzurlu kollarında buldu kendini. Arkadaşımı seçmesinde, arkadaşımın Müslüman olması da etkili olmuştu.

Arkadaşımı seçmişti çünkü arkadaşımın duyguları tam Hadwyn’in istediği şekildeydi. Arkadaşımın olaylar karşısında verdiği kararlar, blogunda bahsettiği konular Hadwyn’in ilgisini çekmişti. Arkadaşıma ihtiyacı vardı.

Arkadaşımdan istediği ise şuydu. Onu İstihbarat Müdürlüğü’ne sokacaktı, oğlunun ölümünden sorumlu arkadaşının yanında göreve başlatacaktı. Arkadaşıma ihtiyacı vardı çünkü ölüm olayından sonra Hadwyn, arkadaşının yanına yaklaşamıyordu. Arkadaşı ortadan kaybolmuştu adeta. Yaptığının farkındaydı. Arkadaşım o adam hakkında bilgi toplayacak, açık arayacaktı. Hadwyn o adamı öldüremezdi çünkü Hadwyn karısını düşünüyordu, başına bela alırdı. Aynı zamanda Müslümandı artık bu ona göre tersti. İstediği o adamın ve oğlunun ortağının hapse girmesini istiyordu.

Sonradan öğrenileceği üzere Hadwyn’in arkadaşı ve oğlunun görev ortağı birçok pis işe bulaşmıştır geçmişte. Kirli kişilerdir. Oğlunun öldürülmesi arkasında farklı şeyler vardır bunu Hadwyn bile bilmemektedir o günlerde. Arkadaşım işin içine girince anlaşılacaktır.

Peki arkadaşımın çıkarı ne olacaktı. Bunları yaparsa hayatı mahvolabilirdi. Hadwyn söze girdi. “İşte hayatının mahvolmaması için plan yapmalıyız.” Bu işi tamamlarsak özgürlüğünü almanı sağlayacağım. İstediğin yaşamı almanda yardım edeceğim. Senden sadece 2 yılını istiyorum. 2 yıl sonunda istediğini yapacaksın.

Arkadaşım artık neler olacağını bilmiyordu. Zaten boka batmış durumdaydı, iyice lağıma düştüğünü hissetti. Ama Hadwyn haklıydı. Arkadaşım haksızlığa gelemezdi. Öleceğini bilse bir haksızlık gördümü müdahale ederdi. Artık arkadaşım işin içindeydi.

Bundan sonraki kısımları biraz daha hızlı anlatmaya çalışacağım. Çok fazla olay var çünkü.

15


[Bölüm 15] Beklenmedik Yakınlaşma [Yayınlanma Tarihi: 27/01/2012 13:02]

Arkadaşımın oradan çıkmasına artık 3 hafta gibi bir süre kalmıştı. Normalde resmi bir VAHO ajanı olduktan sonra TÜrkiye’ye dönüp ailesine olan biteni söylemeyi düşünüyordu. Ama bu son gelişmelerden dolayı söylememeye karar verdi. Nasıl olsa maksimum 2 sene içinde Hadwyn’in dediği gibi ülkesine geri dönecekti. O bunları düşünürken kader gizli gizli gülüyordu…

Bu 3 hafta boyunca tüm arkadaşlarından uzak durdu. Eğitimlere katıldı ve akşamları Hadwyn ile birlikte plan yaptılar. Ayrıntılı bir plan elde edememişlerdi. Çünkü neyin ne olacağını onlar da tam bilemiyordu. Hadwyn arkadaşımı İstihbarat Müdürlüğü’ne sokacak yetkiye sahipti evet ama oradan sonrasına müdahale edemezdi. Eski arkadaşının ekibine sokması gerekiyordu arkadaşımı ya da onun yakınlarında bulundurması gerekiyordu. Bu noktada iş arkadaşıma düşüyordu. Ne yapıp ne edip o adama yakın olacak hakkında bilgi toplayacak, açık arayacaktı.

Artık 3 haftanın da sonuna gelindi. Oraya Michael, John ve Eliesha’dan sonra giren arkadaşım, onlardan önce çıkıyordu. Hepsi ile vedalaştı. Bir daha görüşemeyeceklerini düşünüyordu. Eliesha’ya büyük bir sevgi besliyordu. Uygulamalar sırasında ona bir anne gibi bakıyordu. Bir yerine zarar gelse içi yanıyordu arkadaşımın. Onu asla unutamayacaktı.

Eğitmenler raporlarını yazdı. Yazdıklarına göre arkadaşım silah kullanımında, yakın dövüşte, düşman ile ilişkilerde, takım yönetiminde çok başarılıydı. Hadwyn’in bir şey yapmasına bile gerek yoktu, arkadaşım İstihbarat Müdürlüğü’ne katılacaktı.

Son gün eşyalar toplandı. Eğitmenler ile vedalaşıldı. Orada bulunan diğer öğrencilere kısa bir öğüt verildi. (kimse arkadaşımın ne demek istediğini anlamadı. Bir atasözünü ingilizceye çevirip söyledi. “Azimle sıçan dağı deler” değildi ama buna benziyordu.) Arkadaşımın oradan çıkması akşam vaktine denk geliyordu. Öğrencilerde odalarına dağılıyordu. Arkadaşım koştu ve Eliesha’nın odasına gitti. Eliesha ağlıyordu. Arkadaşımın da gözleri doldu, Eliesha’nın yanına oturdu. Yatakta yatan Eliesha da kalktı ve doğruldu. Arkadaşıma sarıldı, beni unutma dedi. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, besbelli ona güç veren orada bir tek arkadaşım vardı. O da çok zor katlanıyordu oraya, arkadaşım ile birlikte idare edebiliyordu ancak. Arkadaşım da gidince perişan olmuştu. Ve orada ilk yakınlaşma gerçekleşti. Arkadaşım Eliesha’yı dudağından öptü. Yaklaşık 2 dakika boyunca öpüştüler. 2′si de bu konuda acemiydi. Bu arkadaşımın çok hoşuna gitti. O dudaklara belki de ilk kez arkadaşımın dudağı değiyordu. Arkadaşım Eliesha’ya bütün her şeyi anlatmak istiyordu. Ama Hadwyn kimseye bir şey söyleme demişti. Arkadaşım da bir şey söylemedi ama Eliesha ile bir gelecek istiyordu. Eliesha’ya VAHo hakkındaki duygu ve düşüncelerini sordu. Hayatını burada mı geçirmek istiyorsun dedi. Eliesha’da buraya talihsiz bir şekilde getirildiğini ifade etti. Anne ve babasının ölümünden sonra bazı olaylara karışmış, tutuklanmıştı. (Onu pazarlamaya kalkan birisi ile arasında geçen olay. Eliesha’ya kimsenin eli değmemiştir.) Bundan sonra VAHO ile tanışıyordu. Aslında bu
kadar basit değildi onun VAHO ile tanışması. Ama şimdilik o da bukadarını biliyordu, arkadaşımda.

Artık Eliesha’nın da fikirlerini biliyordu. Onun da bu işi istemediğini biliyordu. Ve ona orada bir soru sordu arkadaşım. “Bu işlerden çıkma imkanımız olsaydı, benimle gelir miydin uzaklara?” Eliesha’nın cevebı hüngür hüngür ağlamanın ardından gelen mutlu bir gülümseme ve arkadaşıma sarılması oldu. Arkadaşım her şey daha güzel olacak dedi ve odadan çıktı. Arkadaşım artık Eliesha’nın duygularını da biliyordu. O odaya girerken aklında böyle bir şey yoktu aslında. Sadece veda edecekti. Ama Eliesha’nın ağlaması, o yakınlaşma ve verilen sözler onları birbirine bağlamıştı.

Artık ajan olmuş sayılırdı arkadaşım. Yönetimin olduğu kata gitti, Hadwyn orada elinde arkadaşımın dosyası ile bekliyordu. Takım elbiseli 2 adam da oradaydı. Arkadaşım anladı, bu yeri asla öğrenmemesi gerekiyordu, çoğu kişiden gizliydi. Adamlar bu sefer kaba davranmadı ona. “Efendim, bu yerin gizliliği konusunda alınmış hassas kararlar var, izin verirseniz gözlerinizi bağlamak istiyoruz.” dedi adamın teki. Arkadaşım kabul etti ve gözünü bağladılar. Dışarı çıktılar arabada Hadwyn de vardı. VAHO’nun Sacramento merkez binasına gidiyorlardı. Her şey orada belli olacaktı.

16

[Bölüm 16] Kevin [Yayınlanma Tarihi: 27/01/2012 15:19]

Yaklaşık yarım saat sonra Hadwyn arkadaşımın gözünü açtı. Araba ile giderken olacaklar hakkında bilgilendirdi arkadaşımı.

VAHO’ya gideceklerdi. Gerekli belgeler halledilecekti. Sonra arkadaşım VAHO ajanı olacaktı. (Ön koltukta oturan adamlarından dolayı böyle anlattı.) VAHO
binasının önüne geldiler ve binadan içeri girdiler. Adamlarına siz burda bekleyin dedi Hadwyn. Arkadaşım, Hadwyn ile birlikte onun odasına gittiler. Hadwyn
yapacaklarını anlatacaktı orada ona. Hadwyn normalde onu kendi ekibine katmak için eğitmişti. Herkes de böyle biliyordu. Nasıl vazgeçip onu İstihbarat
Teşkilatı’na sokacaktı? Hadwyn bu sorunun cevabını önceden düşünmüştü. Eğitmenlerin arkadaşım hakkındaki raporlarını yazdıkları dosya Hadwyn’deydi. Hadwyn
ofisindeyken o raporları önceden kendi hazırladığı raporlar ile değiştirdi. O raporlara göre arkadaşım Harekat Müdürlüğü’nde çalışmaya uygun değildi.
(Normalde o bölüm için gayet uygundu.)

Asansöre doğru yürüdüler ve 30. kata çıktılar. (Bölüm 4′deki yaşlı takım elbiseli adamın yanına gidiyorlardı.) 9 ay kadar önce girdikleri kapıdan tekrar
girdiler. Yaşlı takım elbiseli adam vardı odada. O adam VAHO’da raporları düzenleyen ve hangi ajanın hangi bölüme uygun olduğunu kararlaştıran kişiydi.
(Başka yetkileri de vardı tabii ama bu bölüm için gerekli olan kısım bu. Bölüm 4′de anlatmıştım, arkadaşımı sorgulamıştı.) Hadwyn sinirli bir şekilde
bağırmaya başladı.

Hadwyn: Bu çocuk tam bir yüz karası! Harcadığım onca emek boşa gitti. Aylardır boşa beklemişim. Al şu raporlara bak, al! Bu çocuğun benim ekibimde yeri yok!
Gitsin casus olsun şimdi, git! Git sen de oğlum gibi öl! Raporların da gösterdiği gibi benim bölümüme uygun değil. Gerekeni sen yaparsın. (diyerek odadan
çıkar.)

Yaşlı adam ve arkadaşım odada yalnız kalır. Arkadaşım bu yapılanların numara olduğunu bilmesine rağmen kötü olmuştur. Kendini çok kötü hissetmiştir. Yaşlı
adam söze girer ve arkadaşıma fırça çeker. O adamın oğlu öldürüldü, şimdi bir kişiyi daha İstihbarat Müdürlüğü’ne verecek, onun için ne kadar acı bir şey
sen biliyor musun? der. Raporları alır ve odadan çıkar. Arkadaşım yarım saat kadar odada bekler. Yaşlı adam odaya bir kimlik ve flash disk ile girer. Bu
kimliği ve flash diski kesinlikle kaybetme der. Şimdi git ve zemin katın 2 kat aşağısına in. Oradan sana gerekli şeyleri verecekler der. Arkadaşımın
dikkatini çeken şey ise kimlikteki isimdir. Kendi ismi yazmamaktadır. Kimlikteki ismi Kevin’dir. Adamın dediği kata gider ve kimliğini oradaki görevliye verir. Görevli bilgisayardan
bir yere bakar ve arka tarafa geçer. Geri geldiğinde elinde bir adet silah, bir adet anahtar, pasaport, banka hesap cüzdanları ve bir dosya vardır.
Arkadaşıma bir çanta içinde bunları teslim eder ve dosyayı açıp okumasını ve yazanları yapmasını söyler. Arkadaşım çantası ile binanın dışına çıkar. Köşeyi
döndüğünde Hadwyn’i görür. Hadwyn onu alır ve bir eve götürür. Oturup konuşurlar.

Hadwyn arkadaşımın elindeki dosyayı alır ve yazılanlara bakar. İstediği gibi dosyada eski arkadaşının ismi yazmaktadır. Arkadaşımın Miami’de onu bulması
gerektiği yazmaktadır. Hadwyn arkadaşıma bir telefon verir. Bu telefon ile haberleşeceklerini söyler. Şimdi Miami’ye git ve o adamı bul, Türkiye’ye dönüp
ailen ile vedalaşmak istediğini söyle o da izin verecektir der. Arkadaşım sorar bir daha ne zaman görüşeceğiz seninle der. Seninle devamlı irtibat halinde
kalacağız, bu durumu ne kadar çabuk halledersek o kadar çabuk yalnızlığına kavuşacaksın der. (Peki Hadwyn neyine güveniyordu. Bunları yaptıktan sonra nasıl
arkadaşımı serbest bıraktırabilecekti? Hadwyn’in elinde o atamaları yapan yaşlı adam hakkında bazı bilgiler vardı. Hadwyn onu tehdit edecekti böyle
düşünüyordu ama ilerleyen bölümlerde göreceğiniz üzere buna gerek kalmayacaktır.)

Arkadaşım Miami’deki VAHO binasına gider ve o adamı bulur. Odasına girer, kimliğini gösterir ve aralarında şu muhabbet geçer.

Adam: Demek Hadwyn’e hayal kırıklığı yaşatan sensin.
Arkadaşım: (Bir şey diyemez, başını öne eğer.)
Adam: O adam çok yaşlandı zaten, iyiyce huysuz oldu. Onun yanında çalışmadığın iyi olmuş. Raporlarını gördüm gerçekten sağlam bir eğitimden geçmişsin. Bizim teşkilat için yararlı olacağına inanıyorum. Şimdi git ve bana bir kahve getir!

Arkadaşım belli ki bazı şeylere katlanmak zorunda kalacaktı. Kahveyi adamın odasına götürdü ve Türkiye’ye dönmek istediğini söyledi. Adam izin verdi ve aynen şöyle dedi: “Son bir kez oğullarını görsünler bakalım.” Arkadaşım iyiden iyiye korkmuştu. Hadwyn’in teklifini kabul ettiğine pişman olacağını hissediyordu. Ama her şeye rağmen ailesini görecekti, 1 ay izni vardı. Uçağa bindi ve Türkiye’ye döndü. Eşyalarını Miami’deki dolabına koydu.

17

[Bölüm 17] Sahte Takipçiler [Yayınlanma Tarihi: 27/01/2012 17:17]

Arkadaşım Türkiye’ye döndü. Uzun zamandır görmediği ailesi ile vakit geçirdi. Onlara bol bol Amerika’dan bahsetti. (Hiçbir yer görememişti halbuki.) Üniversitesinden, evinden, yaptıklarından bahsetti. Ailesinin aklındaki soru şuydu. Ne zaman temelli olarak geri dönecekti? Arkadaşım endişelenmemeleri gerektiğini, maksimum 2 sene içinde kesin dönüş yapacağını söylemişti. Onlara Eliesha’dan bahsetmeyi de ihmal etmedi.

Arkadaşım 96 kiloydu o sıralarda. Define bir vücudu vardı. Onu görenler şaşırıyordu. Arkadaşım çok değişmişti. Akraba ziyaretleri yapıldı, gezildi tozuldu, hasret giderildi, artık gitme vaktiydi. Ona verilen 1 aylık izin dolmuştu. Vedalaşma sırasında göz yaşları sel oldu. Annesi tek oğluna sımsıkı sarılıyordu. Daha önce babasının ağladığını hiç görmeyen arkadaşım babasının da ağlaması ile göz yaşlarına hakim olamadı. Ablası da oradaydı. Ablası ile aralarındaki yaş farkından dolayı hiçbir zaman tam olarak abla kardeş olamamışlardı. Ablası da sarıldı o da ağlıyordu. Türkiye’ye takım elbise ile gelmiş takım elbise ile geri dönüyordu. Yanında hiçbir eşya getirmemişti, hiçbir eşya da götürmüyordu.

Uçak ile Miami’ye indi. Miami VAHO binasına gitti ve dolabından eşyalarını aldı. Beline de silahını koydu. Anahtar vardı bir tane, acaba o neyin anahtarıydı? Dosyayı açtı ve okudu. Bu ona verilmiş evin anahtarıydı.

Eşyalarını aldıktan sonra amirine (araştırmakta olduğu adam) gitti ve ne yapacaklarını sordu. Amiri sıkıntılı gibiydi, keyfi yoktu. Evine git ve dinlen. Biz sana haber veririz, komşularının senden şüphelenmemesini sağla dedi. Arkadaşım amirinin odasından çıktığında gözlerine inanamadı. Takipçilerini görüyordu orada. (Bölüm 2′den hatırlarsınız, 2 kız 1 erkek vardı.) Ne oyunlar dönüyordu orada. Her şey yalan mıydı? Takipçilerinin yanlarına gitti ve onlarla konuştu. Onlar da İstihbarat Teşkilatında çalışıyordu. Anlaşılan birlikte görev yapacaklardı bundan sonra. Ama bir sorun vardı. Takipçilerini Hadwyn görevlendirmiş olamazdı. Takipçileri Hadwyn’in emri altında değil, Hadwyn’in intikam almak istediği kişinin emri altında çalışıyordu. Bu çok garipti.

Yine soru işaretleriyle dolmuştu arkadaşımın kafası. Evinin yolunu tuttu. Sora sora evini buldu sonunda. İlk evi gibi müstakil bir evdi. Geniş, yeşil bir bahçesi vardı. Anahtarı ile kapıdan içeri girdi. Ev çok güzeldi, 2 katlıydı. Aslında 2 katlı saymak doğru olmaz. Bir giriş katı vardı, bir de bodrum katı. Bodruma indi ve gördüklerinden dolayı bir kez daha şaşırdı. Evin aşağısında bir spor salonu vardı resmen. Spor salonunda bile olmayan aletler vardı. Yavaş yavaş işine sempati duymaya başlamıştı. Üst kata çıktı ve Hadwyn’in ona verdiği telefondan Hadwyn’i aradı. Takipçileri hakkında sorular soracaktı.

Hadwyn’i 2-3 kez aradı ama telefonu açmıyordu Hadwyn. Arkadaşım endişelenmeye başladı. Acaba bir şey mi gelmişti onun başına. Planları açığa mı çıkmıştı? Yine paranoyak olmuştu arkadaşım. Ama haklıydı da içinde bulunduğu durum hiç normal değildi hem de hiç. 10 dakika kadar ulaşmaya çalıştıktan sonra arkadaşımın kapısı çaldı. Kapıdaki kişi Hadwyn’di. Hemen onu içeri aldı ve konuşmaya başladılar.

Hadwyn: Yeni evin de güzelmiş.
Arkadaşım: Öyle valla. VAHO için önemli biri olmak böyle bir şey.
(Hadwyn yavaşça arkadaşımın kafasına vurur.)
Hadwyn: Cıvıtma, yapılacak işlerimiz var.
Arkadaşım: Peki efendim. (Gülerek.)

Arkadaşım: Sana bir şey sormak istiyorum. Amerika’ya ilk geldiğimde blogum üzerinden bana 3 kişi ulaşmıştı. Benim takipcim olduklarını, buluşmak istediklerini söylemişlerdi. Ve onlarla 2 kez buluşmuştum. Bugün öğrendim ki onlar da VAHO ajanıymış.
Hadwyn: Onlar olduklarına emin misin?
Arkadaşım: Ne yani onları sen göndermedin mi? Onları sen göndermediysen onları kim gönderdi, neden gönderdi?
Hadwyn: Sakin ol. Yeni amirin göndermiştir onları. Öldürttüğü ajanın babasının yeni adamını merak etmiştir. Seni incelemek istemiştir. Bir sorun olduğunu sanmıyorum. Rolümüzü iyi oynadık. O raporlardan sonra kimse şüphelenmez bizden. Sen verilecek görevleri bekle. Yavaş yavaş operasyonlara başlayacağız.

Hadwyn arkadaşıma sarıldı ve ona teşekkür etti. Evden ayrıldı. Artık arkadaşım amirinden gelecek telefonu bekliyordu evinde.

18

[Bölüm 18] Beklenmedik Ev Arkadaşı [Yayınlanma Tarihi: 27/01/2012 19:06]

1 hafta boyunca evinde bekledi arkadaşım. Bu süre boyunca birkaç kez dışarı çıktı. Alışveriş yaptı ve evine döndü. Hadwyn ile de 2-3 kez telefon ile konuştu. Ve sonunda beklenen telefon geldi. Akşam vaktiydi, hava karanlıktı. Amiri ona, evinden alınacağını, görevin detaylarının arabada anlatılacağını söyledi. 20 dakika kadar sonra evinin önüne bir minibüs geldi. Arkadaş minibüsün arka tarafına bindi. Toplam 3 kişilerdi, görev ise adam kaçırmaydı.

Kaçıracakları kişinin Rus gizli servisinde çalıştığı tahmin ediliyordu. Sessizce yakalanıp sorgulanacaktı. Kaçıracakları adam yeni açılacak olan bir sergide olacaktı. Sergiyi açan kişi önemli bir devlet adamıydı. Sergiye ulaştılar ve ellerindeki fotoğraftan adamı tanımaya çalıştılar. Plan şuydu. Arkadaşım adamı, boynundan enjekte edeceği ilaç ile bayıltacak, sanki sarhoş olmuş da bayılmış gibi göstereceklerdi. Diğer 2 adam da minibüse taşıyacaklardı onu. Adamı gördüler ve plana koyuldular. İstenildiği gibi oldu, adam ellerindeydi. Sorgulanmak üzere VAHO’nun binasına götürüldü. Arabayı süren adam sen evine gidebilirsin dedi arkadaşıma. Yeni görevler için evde hazır bekle dedi. Arkadaşım da evinin yolunu tuttu. Amirine yakın olmak için girmişti o işe ama daha yakınlaşmayı başaramamıştı. Onun hakkında bilgi toplaması, açık araması gerekiyordu. Ama günler bu şekilde geçti. 1 ay geçmişti ve bu sürede arkadaşıma birkaç adam gözetleme görevi verilmişti sadece. Arkadaşım oyalandığını hissediyordu.

Birgün yine telefon çaldı. VAHO binasına gelmesi emredilmişti. Amirinin odasının önünde bekledi ve amiri içeri gelmesini söyledi. Amiri ona bir sorgulama görevi vermişti. Sorgulayacağı kişi uyuşturucu kartelinin yanında çalışan bir adamdı. Sonunda bir yerlere ulaşmaya başarıyordu. Hadwyn’in oğlunun öldürülmesi ile bir bağlantısı olabilirdi bu olayın.

Sorgu odasına indi ve adamı sorgulamaya başladı. Eğitimden öğrendiği gibi adamın kafasını karıştırmaya çalışıyordu. Blöf yapıyordu, ağzından laf almaya çalışıyordu. Derken adamın ağzından arkadaşımın amiri ile ilgili sözler döküldü.

adam: Amirin (Amirinin ismini söylüyor.) mi gönderdi seni?
arkadaşım: Soru soracak konumda değilsin şu an.
adam: Amirin benim bu sandalyede oturmamı ağır ödeyecek.

Arkadaşım odadan çıkar ve amirine sorgunun detaylarını anlatır. Amiri hakkında söylenenleri de geçiştirerek anlatır. Amiri artık gidebileceğini söyler.

Arkadaşım evinin yolunu tutar. Bu sırada Hadwyn’e telefon açar o adamdan duyduklarını anlatır. Hadwyn arkadaşımın sorguladığı adamın ismini sorar, arkadaşım da söyler. Hadwyn de arkadaşıma o adamın uyuşturucu kartelinin sağ kolu olduğunu söyler. Şu soruya Hadwyn de arkadaşım da cevap verememişti. “Amirin benim bu sandalyede oturmamı ağır ödeyecek” diyerek adam ne demek istemişti?

Arkadaşım anahtarı ile kapıyı açacaktıki evin içinden gelen sesler duydu. Hemen evin arka tarafına yöneldi ve silahını çekti. Arka kapıdan girecekti eve. Yavaşça arka kapıyı araladı ve mutfaktan içeri girdi. Sesler halen geliyordu, evin içinde biri vardı. Salona doğru yöneldi ve arkası dönük olan bir kız gördü. Kıza silahını doğrultarak, yavaşça arkanı dön diye bağırdı. Kız sıçradı bir anda, arkadaşımın eve nerden girdiğini anlayamamıştı. Kız “benim” dedi. Ses Eliesha’nındı. Kız yavaşça arkasını döndü, arkadaşım silahını indirdi. Sarıldılar. Eliesha’da bir şekilde 1 yıldan kısa sürede mezun olmuştu. O da İstihbarat Teşkilatı’nda göreve başlamıştı. O da artık o evde yaşayacaktı. Arkadaşım aslında başından beri bir görevdeydi ama bunu kendi de bilmiyordu. Ona verilen evin bulunduğu mahallenin bir özelliği vardı. Eliesha ona kendi görevinden bahsetti. Arkadaşım ile karı koca gibi davranacaklardı ve o evde yaşayacaklardı. Arkadaşım bu konu hakkında sonradan amiri tarafından bilgilendirilecek. Ama arkadaşım bu duruma sevinemedi. Çünkü Hadwyn ile olan planları gizliydi. Bunu Eliesha’ya bile söylememeliydi. Şimdi Hadwyn’e bu konudan bahsetmeliydi ve yeni bir plan yapmaları gerekmekteydi. Bir diğer problem ise amirinin ne işlere bulaştığıydı. Sorguladığı adam ne demek istiyordu acaba?

Her şeye rağmen Eliesha yanındaydı. Onu koruyabilecekti arkadaşım. Kafasındaki soruları unutmayı denedi o akşam. Eliesha ile oturup muhabbet etti, televizyon izledi. Gece aynı odada yattılar. Arkadaşım yerde, Eliesha yatakta yattı. Onlar sahte de olsa karı kocaydı artık.

19


[Bölüm 19] 3 Kişilik Takım [Yayınlanma Tarihi: 28/01/2012 00:27]

Arkadaşım Eliesha uyuduktan sonra salona geçti ve Hadwyn’i aradı. Ona Eliesha’nın yanında kaldığını, ona bu görevi verdiklerini söyledi. Hadwyn arkadaşıma bir şey yapmamasını, hemen yola çıkıp oraya geleceğini belirtti. Daha sonra aralarında şu konuşma geçti;

Hadwyn: aranızdaki yakınlaşmadan haberim var.
Arkadaşım: onu seviyorum, başına bir şey gelmesini istemem.
Hadwyn: ona ne kadar güveniyorsun?
Arkadaşım: onunla birçok şey atlattık. Birbirimize verilmiş sözlerimiz var. Ona çok güveniyorum.
Hadwyn: O halde onu da bu işe sokmamız gerekecek.
Arkadaşım: Onu bu tehlikeye atamam, başına bir şey gelirse bunun sorumluluğunu kaldıramam.
Hadwyn: İkinizin de başına bir şey gelmesine izin vermem. Bana güvenmelisin. Bu işi yapabilmek için onu da bilgilendirmeliyiz. Hem senin de yükün hafifleyecek. Sizi aynı göreve vermelir büyük şans. Oraya geldiğimde ona ikimiz konuyu açacağız. Bu iş bittiğinde ikiniz de serbest kalacaksınız.
Arkadaşım: Peki.

Hadwyn yola çıktı ve sabaha karşı arkadaşımın evindeydi. Arkadaşım da sabaha kadar uyumamıştı, Eliesha’yı izleyerek olan biteni düşünmüştü. Eliesha ile birlikte bu işlerden uzakta bir gelecek hayali kurmuştu.

Hadwyn’i içeri aldı arkadaşım. Eliesha halen uyuyordu. Salonda Eliesha’nın uyanmasını beklediler. 1 saat kadar bekledikten sonra, Eliesha salona geldi.

Eliesha: Siz…
Arkadaşım: Sana anlatmak istediğimiz bir şey var Eliesha.
Eliesha: Bana anlatmak istediğiniz bir şey mi var? Yeni bir görev mi var?
Hadwyn: Hayır geç otur lütfen.

Hadwyn: (Arkadaşıma x diyelim) X ile aranızda geçenleri biliyorum. Birbirinize ne kadar güvendiğinizi biliyorum. Birbirinize verdiğiniz sözleri biliyorum. Bir gerçek var ki o sözlerin hiçbirini gerçekleştiremeyeceksiniz. Bugün bu evde olmanız büyük şans ama bir dahaki görevlerde büyük ihtimal ikiniz de dünyanın öbür uçlarında olacaksınız. VAHO’nun bir parçasıyken birlikte olmanız imkansız. Ama her zaman bir seçenek vardır. O seçenekte benden geçiyor. Size bu imkanı verebilirim. VAHO’dan çıkma imkanını size sunabilirim. Rahat bir yaşam sürmenizi sağlayabilirim.

Eliesha: (Arkadaşıma döner ve) X, hocan neden bahsediyor? Ne sözünden bahsediyor anlamıyorum. Neler dönüyor burada?
Arkadaşım: Sorun yok Eliesha. Ben ona her şeyi anlattım. Hadwyn ile aramızda bir anlaşma yaptık. Sana bunu anlatacağız, kararını sen ver.

Hadwyn arkadaşıma anlattığı her şeyi Eliesha’ya da anlatır. Bu konuda yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Ona VAHO’nun gerçeklerinden bahseder ve ona sorar;

Hadwyn: Söyle Eliesha, böyle bir hayat mı istiyorsun? Hergün birisinin ölümünü mü görmek istiyorsun. Yakalanacağım, öleceğim korkuları ile mi yaşamak istiyorsun. Tek gözün açık uyumak zorunda olmak nedir sen bilir misin? Yastığa başını her koyduğunda ölümleri mi görmek istiyorsun. O kişiler seni rüyanda hiç bırakmıyor. Özel hayatının yok oluşunu mu izlemek istiyorsun yoksa? Ben senin hakkında her şeyi biliyorum. Dosyanı defalarca kez okudum. Bu işe nasıl girdiğini biliyorum. Böyle bir hayat istemediğini, istemeyeceğini adım gibi biliyorum. Sen bu değilsin, olamazsın Eliesha.

Eliesha: (Hep bugüne kadar kendini kandırmıştır Eliesha. Sen güçlüsün, başarabilirsin demiştir kendine. Ülken adına yararlı işler yapacaksın, senin hayatının tek başına bir anlamı yok demiştir. Ama bu gerçekler ona söylendiğinde daha fazla dayanamamıştır, ağlamıştır.) X size güveniyorsa, söyledikleriniz doğru ise kabul ediyorum.

Hadwyn: Sağol kızım, buna pişman olmayacaksınız ikiniz de. Sizi bu işten kurtaracağım ama önce bana yardım etmelisiniz. Öncelikle işe buradaki görevinizin ne olduğunu öğrenmekle başlayın, daha sonra da X’in sorguladığı olay üzerine yoğunlaşın. İrtibatta kalalım. Benimle görüştüğünüzü kimse bilmesin.

Hadwyn gider. Arkadaşım ve Eliesha başbaşa kalırlar. Eliesha halen ağlamaktadır. Arkadaşım Eliesha’nın ayaklarının dibine oturur. Eliesha’nın göz yaşlarını siler. Sessizce otururlar. Sessizlik gelen telefon ile bozulur. Telefon amirlerinden gelmektedir. Onları görev hakkında bilgilendirmek amacıyla çağırmaktadır. Eliesha kendini toplar ve arkadaşım ile birlikte VAHO’nun yolunu tutarlar.

20

[Bölüm 20] Yakalanmaya Ramak Kala [Yayınlanma Tarihi: 28/01/2012 02:29]

VAHO’ya gelirler. İkisi birlikte amirlerinin odasına girerler. Eliesha duyduklarından sonra amirine büyük bir kin beslemektedir. Amirinin her hareketi Eliesha’nın gücüne gitmektedir. Arkadaşım orada olmasa neredeyse amirinin boğazını sıkacaktır Eliesha. Ama onun aklında da arkadaşım ile bir gelecek kurmak vardır, kendini tutar bu yüzden.

Amir: Ooo çifte kumrulara bak hele. Sizi gerçekten mi evlendirsek ne. (Pis bir kahkaha atar.)
Amir: Neyse neyse. İkinizin de raporunu okudum. Eğitimdeyken de birlikte birçok başarı elde etmişsiniz. Bu göreve sizin uygun olduğunuzu düşündüm. Evinizin bulunduğu mahallede Rus gizli servisinden ajanların oturduğuna dair şüphelerimiz var. Onlar da sizin gibi iyi eğitilmiş ajanlar. Size gayet hoş gözüken bir çift onlardan birisi olabilir. Her sabah koşuya giden komşunuz bir Rus ajanı olabilir. Orada bir dahaki emre kadar gözetleme yapmanızı istiyorum. Evli gibi davranın. Kimliğinizi asla açığa çıkartmayın. Diğer sivilleri tehlikeye düşürecek herhangi bir harekette bulunmayın. Arada yine başka görevleriniz olacak. Kamuflaj açısından hergün işe gider gibi evden çıkın ve belirli saatlerde eve geri dönün. Bunların eğitimini aldınız, bana anlattırmayın işte. Size gerekli belgeler verilecek, herhangi sorunuz var mı?
Arkadaş: Hayır efendim!
Eliesha: Hayır efendim!
Amir: Peki çıkabilirsiniz.

Kapıda bir ajan beklemektedir. Onlara gerekli belgeler ile birlikte bir tane fotoğraf makinesi ve bir de araba anahtarı verir. Eliesha ve arkadaşımın bir arabası da vardı artık. VAHO’nun otoparkından arabalarını bulurlar ve evlerine giderler. Verilen görev umurlarında olmasa da görevi yapmak zorundadırlar. Eve varırlar ve belgeleri açıp okurlar. Belgelerde şüpheli evlerin listesi vardır. Arkadaşım ve Eliesha’da bu evler hakkında araştırma yapabilmek için komşuculuk oynamaya karar verirler. O akşam karşılarındaki eve misafirliğe gideceklerdir.

Güzel kıyafetler giyildi, kimin nerede çalıştığı konusunda prova yapıldı. Arkadaşım öğretmendi, Eliesha da bir kreş işletiyordu. 1 yıllık evliydiler ve buraya daha büyük bir eve çıkmak istemelerinden dolayı taşınmışlardı. Arkadaşımın konuşmasından Amerikan olmadığı belli oluyordu. Türk olduğu konusunda yalan söylemiyeceklerdi. Türkiye’de büyümüştü, babası Türk, annesi Amerikan’dı.

Akşam vakti evden çıktılar ve komşularının kapısını çaldılar. Kapıyı 30′lu yaşlarda güzel bir bayan açtı.

Eliesha: Merhabalar, biz yeni komşunuzuz. Buraya yeni taşındık, eğer komşularımız da müsait ise tanışalım dedik.
Kadın: Tabii, eşim ve ben çok memnun oluruz. Lütfen içeri girin.

Arkadaşım ve Eliesha içeri girerler. Ev güzel döşenmiştir, dışarıdan bakıldığında hiçbir sorun gözükmemektedir. Kadının eşi de onları hoş karşılar. 2 saat kadar otururlar muhabbet ederler. Ailede hiçbir sorun gözükmemektedir. Eliesha etrafa bakabilmek amaçlı birkaç kez lavaboya gitmiş ama o da herhangi bir şey bulamamıştır. Geceye doğru kendi evlerine giderler.

Şüpheli 3 ev daha vardır. O evde bir şey bulamamış olmaları onları masum yapmazdı. Araştırmaya devam edeceklerdi. Sonraki akşamlar da sırayla diğer evlere misafir oldular, herhangi bir gariplik gözlerine çarpmadı.Kendi evlerine o evlere bakan kameralar taktılar. Birkaç hafta evleri gözetlediler. Giriş çıkışları not ettiler. Şüpheli davranışları birlikte incelediler. İlk gittikleri evde bir şeylerin ters gittiği belliydi. Kadın ve adam birbirlerinden bağımsız çok fazla dışarı çıkıyordu. Avukat olan adamın 3-4 gün eve uğramadığı oluyordu. Kadın da bu sırada sabaha karşı vakitlerde bir yerlere gidiyordu. Bu evde ters bir şeylerin döndüğü belliydi. Ama bu sadece bir teoriydi. Ellerinde bir kanıt yoktu. O eve girip kanıt toplamaları gerekiyordu.

Bir gece kadın ve adam şık bir şekilde giyinmiş halde dışarı çıktılar. Bir partiye gidiyor gibiydiler. Bunun üzerine arkadaşım gizlice eve girdi, Eliesha’da kameralardan gözetledi arkadaşımı. Arkadaşım eğitimlerde öğrendiği şekilde evi aradı taradı. En sonunda mutfakta gizli bir bölme buldu. Burada glock marka bir silah vardı. Arkadaşım evin içinde çok fazla vakit kaybetmişti. Kadın ve adam eve dönüyorlardı. Eliesha arkadaşımı uyardı. Ama arkadaşımın silahın fotoğrafını çekmesi gerekiyordu. Fotoğrafı çekti ama artık vakti kalmamıştı. Kadın ve adam evin içine girdiler. Arkadaşım evin içinde kalmıştı…

Bu anlattığım bölümün hikayenin asıl konusu ile pek bir alakası yok ama heyecanlı bir kısımdır o yüzden anlatmak istedim.

21


[Bölüm 21] Amirin Evi [Yayınlanma Tarihi: 28/01/2012 11:47]

Bu kısısım da keşke evin fotoğrafını da gösterebilseydim size. Neyse elimden geldiği kadar betimlemeye çalışacağım. Ev 2 katlıydı. Kapıdan içeri girdiğinizde büyük bir salon ile karşılaşıyordunuz. Kapıya arkanızı dönüp 20 adım kadar attıktan sonra koridodara çıkıyordunuz. Koridor sol tarafa ve sağ tarafa uzanıyordu. Her iki tarafta da odalar vardı. Mutfak sağ taraftaydı. Merdivenler de koridorun en sağ tarafındaydı.

Eliesha da kendi bulunduğu evden çıktı, arkadaşımın mahsur kaldığı eve yakınlaştı. Eliesha silahını çıkarmış bekliyordu, içeri girecekti. Arkadaşım bekle, buradan kurtulabilirim tam olarak nerede olduklarını söyle dedi. Eliesha da halen salon da olduklarını söyledi. Tam arkadaşım koşmaya başladı, Eliesha dur diye bağırdı. Adam koridora yönelmişti, arkadaşımı koridorda görecekti neredeyse. Arkadaşımın mutfaktan merdivenlere sessizce koşabilmesi için 3 saniyeye ihtiyacı vardı. Eliesha adamın koridora çıkışını belirtmek için geriye doğru saydı, “üç, ikii, bir.” X, ben içeriye giriyorum, seni alacağım dedi. Arkadaşım sakın girme dedi, merdivenlere ulaştığını söyledi. Eliesha da rahat bir oh çekti. Ama daha her şey bitmemişti. Adam da merdivenlere doğru gidiyordu, arkadaşım üst katta, arka bahçeye bakan odalardan birine girmişti. Adamın koridordaki ayak seslerini duyabiliyordu. Eğitimini görse de böyle bir duruma fazla alışık değildi. Titremeye başladı. Odanın camından aşağıya baktı. Arka bahçe çimlikti. Yükseklik ortalama 5 metreydi. Arkadaşım eğitimlerde 7 metreden beton zemine atlamanın tekniğini öğrenmişti, çim olan bir zemin onun için hiçbir şeydi. (Bu teknik en geniş anlamıyla, yere ayağınız değer değmez takla atmaktır.) Hemen bahçeden dışarı çıktı ve evine girdi. Eliesha çok korkmuştu ona bir şey olacak diye. Sarıldılar yine. Görev başarılıydı, o evde bir şeyler dönmekteydi.

Eliesha: Amirimize iletelim hemen bulduklarımız.
Arkadaşım: Bunu yapmayacağız.
Eliesha: Neden?
Arkadaşım: Eğer o evde olup biteni amirimize söylersek bu görevi tamamlamış oluruz. Bu görev biterse bizi başka yerlere göreve verebilirler. Bu görevi olabildiğince uzatmalıyız. Ve bu sırada amiri araştırmaya başlamalıyız.
Eliesha: Ya o ajanlar birilerine zarar verirse? Onları rapor etmediğimiz için birileri zarar görürse?
Arkadaşım: Ne yazık ki bizi zor günler bekliyor. Dediğin gibi bir şey olmaması için bu işi kendi yöntemlerimizle çözeceğiz. Kurumun haberi olmayacak.

Arkadaşım ve Eliesha o kişilerin ne peşinde olduğunu araştıracaktır. Aynı zamanda amirleri için de harekete geçeceklerdir. Arkadaşım ve Eliesha dinlenmek üzere yatarlar.

Sabah kalkarlar ve bir plan yaparlar. Eliesha o kadın ve adamı gözetleyecektir. Onları takip edip ne yaptıklarını bulacaktır. Arkadaşım da amiri hakkında araştırma yapacaktır.

Arkadaşım VAHO’nun binasına gider sabah erken vakitte. Amiri ortalarda yoktur. Hatta doğru düzgün kimse ortalarda yoktur. Amirinin odası kitlidir, gizlice girmeyi düşünür ama kameralar vardır. Bu yüzden yapmaz. Odanın önünde bekler ve amiri gelir. Amiri içeri geç der. Arkadaşım içeri geçer ve amirine henüz bir şey bulamadıklarını iletir. Ama iki evden şüphelendiklerini, araştırmalarını onlar üzerine yoğunlaştırdıklarını söyler. Amiri de bu önemli bir görev der ve arkadaşımın odadan çıkmasını söyler.

Arkadaşım amirinin evini bulmak zorundadır. Açık odalardan bir tanesine girer. Bilgisayardan personel veri tabanına bağlanır. Amirinin bilgilerini bir kağıda yazar ve odadan çıkar. Arabasına atlayıp evine geri döner. Eliesha’da karşı evdekileri takip etmektedir. Onlar da evden dışarı çıkmamıştır henüz.

Arkadaşımın elinde amirinin ev adresi vardır artık. Hadwyn’i arayıp durumdan haberdar eder. Rus ajan meselesini de anlatır. Hadwyn de yardım etmek üzere geleceğini söyler. Amirin evine girmek iki kişilik bir iştir. Birinin gözetlemesi, birinin de evin içine girmesi gerekmektedir. Eliesha’nın görevi karşı evdekileri izlemektir. Bu yüzden arkadaşıma Hadwyn yardım edecektir.

Akşam olduğunda Hadwyn ve arkadaşım aldıkları adrese giderler. 3 katlı büyük bir evdir. Alarm sistemi, güvenlik kameraları, aydınlatma ve korumalar vardır. Evin zayıf noktası ise denizin dibinde olmasıdır. Bu eve girmek hayli zor olacaktır fakat girmek zorundadırlar. Böyle yüksek güvenlikli bir eve o gün girmeleri imkansızdı. Evi sabaha kadar izlerler. Nöbetçi değişimini kontrol ederler, evin resimlerini çekerler. Geriye dönüp plan yapacaklar ve tekrar gideceklerdir. Eliesha’nın görevinde halen bir hareketlilik olmamıştır.

22


FİNAL

Plan yapılmıştır. Arkadaşım sudan yüzerek eve yaklaşacak, tek kamera ve koruma olmayan yerden eve girecekti. Hadwyn dışarıdan evin elektriğini kesecekti 30
saniyeliğine. Evin arka tarafında da alarm sistemi vardı çünkü. Arkadaşım suya daldı ve yaklaşık 100 metre kadar yüzdü. Hadwyn elektriği kesti, arkadaşım da
evin bahçesine girmiş oldu. Amiri evde tek başına yaşıyordu, bir ailesi yoktu. Arkadaşım eve girdi. Yavaş ve sessizce dolaştı evin içinde. Amirinin evde
olmadığını biliyordu. Her yeri araştırmaya başladı. Çekmeceler, kitaplar, dolaplar her yere baktı. Olayla ilgili herhangi bir şey bulamadı. Tek bakmadığı
yer evin bodrum katıydı. Aşağıya giden merdivenler vardı ve aşağı indi arkadaşım. Karşısına demirden bir kapı çıktı. Kapıyı açan arkadaşım içeride bir adam
gördü. Adam bir sandalyeye bağlanmış haldeydi, ağzı da bağlıydı. Arkadaşım adamın ağzını çözdü ve konuşmasını istedi. Bu kişi Hadwyn’in öldürülen oğlunun
ortağıydı. Amirinin evinde o adamın ne işi vardı, neden o şekilde bağlıydı bilmiyordu. Onu sorgulayıp öğrenmesi lazımdı her şeyi ama fazla vakti yoktu
arkadaşımın. Adamı da dışarı çıkaramazdı, amiri her şeyi öğrenebilirdi. O adamı orada sorgulayacaktı ne de olsa adam arkadaşımın kim olduğunu bilmiyordu.
Adamın kafasına bir silah dayadı arkadaşım. Hemen her şeyi anlatmasını istedi. O adam da öldürüleceğini bildiği için her şeyi anlattı ve beni kurtar buradan
dedi. Ama arkadaşım bunu yapamayacağını söyledi. Adamın anlattıkları ise şöyle; Amiri ve bu adam uyuşturucu karteline yardım ediyorlardı. Bunun
karşılığında da yüklü miktarda para alıyorlardı. Hadwyn’in oğlundan kartelin en başından beri haberi vardı. Hadwyn’in oğlunun ise hiçbir şeyden haberi
yoktu. O, ona duyrulan sahte istihbaratı amirine iletiliyordu. Yakalanan tırlarda ise uyuşturucu veya silah değil, gübre vardı. Hadwyn’in oğlu ise amir ile
kartelin arasındaki bir anlaşmazlıkdan ötürü öldürülmüştü. Amir daha fazla bu sahte operasyonlara devam edemeyeceğini söylemişti. VAHO tarafından dikkat
çekmeye başlamıştı bu operasyon artık. Gerçek teslimatlar şehrin dört bir tarafında gerçekleşiyordu. VAHO’nun bastığı kamyonlarda ise sadece gübre
çıkıyordu. Amiri bu operasyondan çekeceklerdi ve amirin yerine gelecek adam da tüm bu oyunları çıkartacaktı. Bunun olmasına izin veremezdi amir. kartelden
birkaç gerçek teslimatı basması konusunda izin istedi. Ama kartel buna izin vermedi. Gerçek teslimatların yerini bilen amir, 1 hafta içinde tam 4 kamyon
dolusu silah elde etti. VAHO gözünde çok önemli bir şey başarmış gibi gösterildi ama artık bir düşmanı vardı. kartel senin de sonun bu olacak gibisinden
mesaj vermek için, en başından beri kim olduğunu bildiği Hadwyn’in oğlunu öldürdü ve sokağa attı. Bu güne kadar VAHO’dan kimse bilmiyordu bunu. Sadece amir
ve Hadwyn’in oğlunun ortağı biliyordu. Peki Hadwyn’in oğlunun ortağı bu işe nasıl dahil olmuştu? Hadwyn’in oğlu ve ortağı bir süredir ortaktılar. Sonra bu
gizli görev işi ortaya çıktı ve Hadwyn’in oğlu içeri gönderildi. Ortağı ise gelen istihbaratı değerlendiriyor, ekibi ile baskınlar yapıyordu. Ama bu sahte
baskınlar ortağın ilgisini çekmişti. Her seferinde başarısız olunuyordu. Amiri ise bunun rapor edilmemesi gerektiğini söylüyordu Hadwyn’İn oğlunun ortağına.
Ortak da bu vesileyle dönen bir şeyler olduğunu anlamıştı. Amiri tehdit etti ve gerçekleri öğrendi. O da payını istiyordu artık. Bir süre işler böyle gitti.
VAHO’dan gizlendi her şey. Daha sonra bu olaylar patlak verdi. Amirin moralinin neden bozuk olduğu da şimdi anlaşılıyordu. kartelden tehditler alıyordu. 3
senedir amir kartele karşı savaş içindeydi. Başka şansı yoktu çünkü. VAHO’yu arkasına almak zorundaydı yoksa öldürülmesi an meselesiydi. Olan biteni
VAHO’ya anlattı ama yalanlar ile birlikte. VAHO’da ona yeni bir kimlik, yeni bir hayat tahsis etti. Arkadaşımın sorguladığı adam ise uyuşturucu kartelinin
adamıydı. kartel her geçen gün amire daha da yaklaşıyordu. Bunun üzerine amir de hamle yapmak zorunda kalmıştı. kartelin bir deposunu bastı ve orada
kartelin sağ kolunu ele geçirdi. Arkadaşımın sorguladığı adam da oydu işte. Peki ortağın burada ne işi vardı? Neden amir onu buraya hapsetmişti?
kartelin ortaktan haberi yoktu normalde. Ama her nasılsa ortaktan haberi olan kartel, ortağın peşine düşmüştü. Bunun üzerine amirden yardım istedi, o da
korunma talep etti. Ama amir bunu açıklayamazdı. Onun da işin içinde olduğunu VAHO’ya söylemezdi, sorular sorulurdu, foya ortaya çıkardı. Amir ortağa böyle
bir şey olmayacağını söyledi. Ortak da bunun üzerine onu tehdit etti. Olan biteni VAHO’ya anlatırım dedi ve sonu da amirin bodrumu oldu. Artık arkadaşımın
oradan çıkması gerekiyordu. Hadwyn tekrar elektriği kesti ve aynı yoldan dışarı çıktı. Olan biteni Hadwyn de duymuştu deliye dönmüştü. Oğlu yok pahasına
öldürülmüştü. Arkadaşının bu kadar para hırsı olduğuna inanamıyordu. Onu kendi elleri ile öldürmek istiyordu.

Birlikte eve gittiler, Eliesha evde yoktu. Bir not bırakmıştı, karşı evdeki çift yola çıkmış onları takip ediyordu. Eliesha’yı aradılar, Eliesha soluk
soluğa bir şekilde telefonu açtı. Eliesha onları eski bir depoya kadar takip etmişti. Depoya giren çiftin ne yaptığını öğrenmek için depoya daha da
yakınlaşmıştı. Bu sırada gecenin karanlığı ile bir korumayı fark etmeyen Eliesha açığa çıkmıştı ve onu uzun süre kovalamışlardı. Arkadaşım onu aradığı
sırada tehlike geçmişti, Eliesha güvendeydi. (Bu kısım uzun anlatılabilirdi ama anlatmadım.) Eliesha’ya hemen gelmesini söyledi arkadaşım. Artık bir plan
yapmaları gerekmekteydi. Her şeyi biliyorlardı ama ne yapabilirlerdi? Ellerinde bir kanıt yoktu. O adamı oradan kaçırmak imkansız gibi bir şeydi. Tek yol
kartel ile anlaşmaktı. kartelden bir şekilde amiri ele vermesi istenilecekti ama nasıl olacaktı? kartel bir VAHO ajanı ile anlaşmaya gitmezdi büyük
ihtimal. Hem aralarındaki anlaşmayı söylerse kartel, o da hapse giderdi. Arkadaşımın ve Hadwyn’in ellerinde kartele verebilecekleri bir şey yoktu.
Ellerinde bir koz yoktu. Anlaşmaya elleri boş gidemezlerdi. Ama aslında ellerinde bir bilgi vardı. O da kartelin gerçek teslimat yaptığı yerlerdi. Ortak
söylemişti bunu arkadaşıma. karteli bu yolları açığa çıkarmak ile tehdit edeceklerdi. Hazırlıklar yapıldıktan sonra kartel ile görüşmek için anlaşıldı,
görüşmeye gidildi. (yaklaşık 1 ay kadar sonra. Bu sürede birkaç olay yaşadı arkadaşım ama onları burada anlatmayacağım, bu olay ile ilgisi yok.) kartele
olan biten anlatıldı. kartel açık bir şekilde tehdit edildi. Hadwyn ve arkadaşımın oraya VAHO’dan habersiz geldiklerini biliyorlardı. Onları oracıkta
öldürseler kimsenin haberi olmayacaktı. Nitekim öyle yapmaya da çalışıldı. kartel’in adamları Hadwyn ve arkadaşımın üstüne saldırdı. Arkadaşım ve Hadwyn
karteli rehin alarak mekandan çıktılar. (bu kısımı ayrıntılarıyla anlatsam, konuşmalarla falan ilk 3 bölümün toplamı kadar sürerdi herhalde.) İyice
başları belaya girmişti. VAHO’dan habersiz iş yaptıkları gibi kartel de ellerindeydi. Bunu avantaja çevirmeleri gerekmekteydi. (olay basında da yankı
bulmuştur nasıl olduğunu anlatamıyorum.) kartelle görüşmeye gitmeden önce bir göreve çıkmışlardı. O görev ile bu olayı bağladılar ve karteli o
çıktıkları görev sonucunda elde ettiklerini söylediler. kartel VAHO’ya verildi, teslimat adresleri bir bir basıldı. kartel amir hakkında her şeyi
anlattı. Amir tutuklandı, ortak ise amir tarafından öldürülmüştü. Hadwyn’in istediği olduğu gibi Eliesha ve Arkadaşım bir kahraman olmuşlardı. Amirlerinin
ne zamandır yapamadığını yapmışlar, karteli yakalatmışlardı. Ama bunun arkasında gerçekleşen olayları sadece 3 kişi biliyor. VAHO için daha da önemli hale
gelen Eliesha ve Arkadaşım bu durumdan nasıl kurtulacaktı? Daha önce de bahsetmiştik. Hadwyn’in, atamaları yapan adam hakkında bir kozu vardı. Ama buna
gerek kalmıyor demiştik. Kalmıyor da. Hadwyn bu olaydan sonra terfi ettirilmiştir ve yetkileri genişlemiştir. Hadwyn, Eliesha ve arkadaşıma 3-4 ay kadar
beklemelerini söyledi. Şüphe çekmemek açısından onları serbest bırakacak hamleyi hemen yapmadı. Bu süre içinde onları yine aynı evde bir görevde gibi
gösterdi. Onlar ise görevden kazandıkları paraları yiyorlardı. Ama yine de ara sıra görevlere çıkıyorlardı. VAHO merkezine sıkça gelmeleri gerekiyordu. 4 ay
kadar süre geçti ve Hadwyn onlara sahte bir görev ayarladı. Bu görev sonucunda VAHO’dan uzaklaştırılacaklardı. Hadwyn’in planı oydu. Onları kağıt üzerinde
bir görevde başarısız olmuş gibi gösterecekti. Bunun sebebi de aralarında doğan duygusal yakınlaşma olacaktı. Kurumun artık işlerine yaramayacakları
dolayısı ile Hadwyn onları yaktı. (Bir VAHO tabiridir, kurumdan atılmışlardır.) Hadwyn onlara yüklü miktarda para bulunan banka hesabı tahsis eder. Artık
onlar özgürdürler. Hadwyn intikamını almıştır. Kuruma zarar veren, daha birçok kirli dosyası bulunan amir yakalatılmıştır. Çocukları zehirleyen bir
şebekenin lideri tutuklanmıştır. Arkadaşım ve Eliesha serbest kalmıştır, Hadwyn kurumda yükselmiştir.

Hadwyn onları Nevada’ya götürür. Orada vedalaşırlar;

Hadwyn: Ne maceraydı ama.
Arkadaşım: Hiç de böyle planlamamıştık. Nerden nereye geldik.
Hadwyn: Nasıl olduğu önemli değil, ne olduğu önemli. Serbest kalacağınızı söylemiştim.
Arkadaşım: Bu durumda size teşekkür mü etmeliyim bilmiyorum. Hayatımın en zor günleriydi.
Hadwyn: Sana hayatını verdim. (Eliesha’yı göstererek.) Sana hayallerini gerçekleştirme şansı verdim. Sana çevrendekileri, iyileri koruyacak güç verdim.
Sendense sadece 2 yılını aldım. Buna değdi bence.
Arkadaşım: Nasıl istiyorsanız öyle olsun.

Hadwyn arkadaşıma sarılır, Eliesha’nın elini sıkar. Arkadaşım ve Eliesha Türkiye’ye dönerler. Eliesha Müslüman olur. Arkadaşım ve Eliesha şu anda evli.
Yaşadıklarını çevrelerinde sadece ikisi biliyor.

Not:Arkadaşım ve Eliesha şu an Türkiye’de yaşamaktalar. Evlendiler. Hayatlarını güzel bir şekilde devam ettirecekleri kadar paraları var. Yakın çevrelerindeki
kimse onlar hakkındaki gerçeği bilmiyor. Eliesha ile arkadaşım üniversiteden tanıştı biliyorlar. Arkadaşım bir bilişim firmasında iş yapıyor. (Aslında işe
ihtiyacı yok.) Eliesha ve arkadaşım tüm bu olayları yaşanmamış kabul ettiler. Hayatlarına devam ediyorlar. Gelecekte onlara bir şey olur mu bilinmez. Bu
tamamen Hadwyn’e bağlı. Ama Hadwyn sözüne sadık birisi olduğunu gösterdi.

Arkadaşım elde ettiği yetenekleri hayallerindeki gibi iyileri korumak amaçlı kullanıyor. Türkiye’deki yaşamında birçok olay yaşadı, halen de yaşamaya devam
ediyor. Çünkü kötü insanlar hiçbir zaman durmuyor.

Hikayeyi Yazan:vahovahocuk Nickli Arkadaşımıza Teşekkür ederiz

Arkadaşımın VAHO'ya girişi ve yaşadıkları 22